Av. Ersan Barkın: Tanıma ve Tenfiz Davalarında Karşılaşılan Sorular ve Cevapları

Tarafından gönderildi: CBT Hukuk Kategori: Makaleler

YABANCI MAHKEME KARARLARININ TANINMASI VE TENFİZİ

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi bugün ülkemizin içinde bulunduğu şartlar açısından bakıldığında özel bir önem taşımaktadır. Milletlerarası ilişkilerin giderek yoğunlaşması ve Türkiye dışında yaşayan vatandaşlarımızın sayısının büyük bir artış göstermesi karşısında yabancı mahkeme kararlarının tanınması özellikle aile hukukuyla bağlantılı boşanma, miras ve soy bağı vb. konularında hukuki güvenlik ve adaleti tesis açısından dikkatleri çekmektedir.
Bu mahkeme kararlarının verildiği ülke dışında etki göstermemesi hak kayıplarına neden olur. Ayrıca özellilikle soy bağı ve miras bakımından adil olmayan sonuçlar doğurur. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız bulundukları ülkede davlar açmakta ve çeşitli kararlar almaktadır. Bu durum Türk hukukunu etkilemekte, yabancı mahkeme kararları bazı haksız sonuçların ortay çıkmasına neden olmaktadır. Bu durumların çoğunda taraflardan biri Türkiye’de bulunduğundan yurt dışında açılan davalardan taraflardan birinin haberi olmamakta, ya da söz konusu davada yeterli savunma imkanı bulunmamaktadır.
İşte bu noktada sorunun çözümü güçlükler çıkartmakta ve iki menfaat karşı karşıya gelmektedir. Bu menfaatler arasında denge sağlanması gerekir. Menfaatlerin karşı karşıya gelme olayı özellikle yabancı mahkeme kararının tenfizi söz konusu olduğunda belirginleşmektir.

Yabancı mahkeme kararlarının tanınmasının temelinde kazanılmış haklara saygı ilkesi yatar. Nitekim, bir devletin, diğer bir devlette, o devlet kanunlarına uygun olarak kazanılımış olan hakalrı tanıması milletlerarası özel hukukunda önemli esaslarından biridir. Tenfiz de kazanılmış haklara saygı ilkesi etkili olmaktadır; fakat, bu ilke devletlerinin egemenliklerinin elverdiği ölçüde ortaya çıkar. Şu halde, belirttiğimiz çıkarların karşı karşıya gelmesi, tanımdan çok tenfizde söz konusu olmaktadır. Ancak, günümüzde, tenfiz içinde milletlerarası hayatın gereklerine ve kişilerin kazanılmış haklarına saygı gösterilmesi ön plana çıkmış bulunmaktadır.

1. YABANCI MAHKEME KARARININ TANINMASI NE DEMEKTİR?
Yabancı mahkemelerden alınmış mahkeme kararlarına dayanarak, Türk idari kayıtlarında değişiklik yapılabilmesi ve kesin hüküm oluşturabilmesi için bir Türk Mahkemesi’nin ilgili kararı tanıması gerekmektedir. Millletlerası Özel Hukuk ve Usul Hakkında Kanun’un(MÖHUK) 58. Maddesi “Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır.” hükmüne yer vermiştir. Tanımayı düzenleyen madde, yabancı mahkeme kararlarının mahkemelerce tanınabilmesi için, kararın tenfiz şartlarını taşıması gerektiğini ortaya koymuştur. MÖHUK ‘ta tenfizin şartlarını düzenleyen 54. Maddede belirtilen şartlar Türk Mahkemeleri tarafından incelenip hüküm altına alınmadığı sürece, yabancı mahkeme kararı kesin hüküm ve kesin delil teşkil etmeyeceği gibi Türk idari kayıtlarında herhangi bir değişiklik yapmayacaktır. Tanıma kararları herhangi bir icrai niteliğe sahip olmayan tespit niteliğinde kararlardandır, tanıma kararlarını icrai kararlara dönüşmesini sağlayan kararlar tenfiz kararlarıdır. Tanımanın, tenfiz söz konusu olmadan, bir savunma aracı veya bağımsız bir talep olarak ortaya çıkabilmesi, onun, tenfizden ayrı bir kurum olduğunu göstermektedir.
2. YABANCI MAHKEME KARARININ TENFİZİ NE DEMEKTİR?
Tanıma, yabancı hükümlerin kesin hüküm kuvvetinin, icra kabiliyetinden bağımsız olarak göz önünde bulundurulmasıdır. Tenfiz ise, yabancı hükmün, kesin hüküm kuvveti ile birlikte icra kabiliyetinin de yabancı ülkeleri de kapsaması anlamına gelmektedir. Tenfiz, MÖHUK’un 50. Maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre, “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.” İlgili düzenlemeden de anlaşılacağı gibi, tenfiz tanımadan daha ileri bir hukuki kurumdur. Kural olarak, ihtilafı kesin yapmaya veya yapmamaya mahkûmiyetini öngören hükümler, icra kabiliyetine haizdir ve bu tür hükümlerin zorla icra edilmesi gereği, tenfiz müessesesi ile yerine getirilir.
3. HANGİ KARARLAR TENFİZE KONU OLABİLİR?
Tüm yabancı mahkeme kararları Türkiye’de uygulanabilmesi için tenfize konu olamayacaktır. Hangi kararların tenfize konu olacağını gösteren, MÖHUK’un 50. maddesi “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Kanunun amacı, özel hukuktan kaynaklanan uyuşmazlıkları karara bağlayan yabancı mahkeme kararlarını tenfizini sağlamaktadır. Yani medeni hukuka, ticaret hukukuna ilişkin kararlar ve hakem kararları tenfize konu olabilecektir. Dolayısıyla kamu hukuku olarak değerlendirilecek, vergi mahkemesi kararları ve Ticaret Mahkemeleri’nin iflas kararları tenfize konu olamayacaktır. Bununla birlikte, ceza hükmü içermeyen kişilerin kişi haklarına ilişkin yabancı ceza mahkemesi kararları da tenfizi söz konusu olabilecektir. Yabancı mahkeme kararlarının kısmi tenfizi mümkün olması ceza mahkemelerinin kişi haklarına ilişkin kararlarının da tenfizine imkân sağlamaktadır.
Her ne kadar MÖHUK’ un 50. maddesi açıkça düzenlememiş olsa da, medeni hukuka ilişkin her karar tenfiz edilemeyecektir. Alınan yabancı mahkeme ilamlarının Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması da gerekmektedir. Yani yabancı mahkeme, kararı verirken uluslararası yetkisinin bulunması şarttır. Burada bahsedilen münhasır yetkiden anlamamız gereken milletlerarası usul hukukunda, belirli uyuşmazlık hakkında sadece ve münhasıran belirli bir devlet yargısının karar verme yetkisidir. Bu kapsamda taşınmazlara ilişkin davalarda yetkinin münhasır yetki kuralı olduğu hem iç hukukta hem milletlerarası özel hukukta kabul edilmektedir. Hatta MÖHUK madde 43’te miras davalarında ölenin “Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, son yerleşim yerinin Türkiye’de olmaması hâlinde terekeye dâhil malların bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” hükmü de Türkiye’deki taşınmaz mallar için miras davalarının Türkiye’de görülmesi esası kabul edilmiştir.
4. KİMLER TENFİZ DAVASI AÇABİLİR?
MÖHUK’ta “tenfiz istemi” kenar başlığı ile gösterilen 52. Madde de kimlerin tenfiz davası açabileceği düzenlenmiştir. Adı geçen madde de hukuki yararı bulunan herkesin tenfiz talebinde bulunabileceği belirtilmiştir. Bu cümlenin madde metninde bulunma amacının kimi zaman uygulamada duyulan tereddütleri ortadan kaldırmaya ve tatbikata kolaylık sağlamaya yönelik olması, açıklayıcı nitelik taşımasıdır. Anılan madde metninde yer alan “herkes” ve “hukuki yarar” kavramlarının içerik ve kapsamları düşünüldüğünde herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın yabancı mahkeme kararının tanınmasında “hukuki yararı” bulunan kişilerin tanıma ve tenfiz isteminde bulunabilecektir. Hatta şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar(evlenme, boşanma, boşanmadan vazgeçme, velâyet vb.) dâhil herhangi bir hakkın dahi bu kapsamdan istisna tutulamayacaktır.
Önemle belirtilmelidir ki, hukuki yararın varlığı koşulunun mevcut olup olmadığı, her davada o davaya konu olayın somut özellikleri çerçevesinde, hakim tarafından değerlendirilir. Bir hakkın, mahkeme kararına gerek olmaksızın, başka bir yolla ve aynı ölçüde güvenli olarak elde edilebilmesinin mümkün bulunduğu hallerde, o hakla ilgili olarak dava açılmasında hukuki yarar bulunmazken; o hakkın ancak, mahkeme kararı ile elde edilebileceği hallerde, hukuki yararın varlığının kabulü gerekir. Kanun koyucu, bir hakkın dava dışı bir yolla elde edileceğini açıkça düzenlememiş ve hak sahibinin ayrıca bir ilam almasına gerek bulunmadığını özellikle vurgulamamışsa ve o hak ancak mahkemeden alınacak kararla sağlanabilecekse, o kararın verilmesini istemede hukuki yararın varlığı kabul edilmelidir.
Örneğin, murisinin boşanmasına ilişkin kararın mirasçılık haklarını etkilemesi ve bunu ancak mahkeme kararı ile elde edebilmesi söz konusu olan davacının, eldeki davayı açmakta hukuki yararının olduğunun ve “hukuki yararı bulunan herkes” kavramı içinde yer aldığı değerlendirilmesi yapılacaktır.
5. TENFİZ ŞARTLARINDAN KAMU DÜZENİNE AÇIKÇA AYKIRI OLMAMASI NE DEMEKTİR?
Yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verecek yetkili mahkeme, ilgili yabancı mahkeme kararın içeriğinde re’sen(kendiliğinden)dikkate alması gereken unsurların başında, yabancı mahkeme kararının Türk hukuku kamu düzenine aykırı olmayacağıdır. Kamu düzeni, belirli bir ülkede, belirli bir zamanda ve belirli bir konuda kamu yararını, kamu vicdanını ve genel ahlakı çok yakından ilgilendiren, toplumun temel yapısını ve kamusal menfaatleri koruyan kurallar bütünüdür. Bu çerçevede, yabancı bir ülkede alınan mahkeme veya hakem kararı, Anayasa ile düzenlenen temel hak ve hürriyetlere, milletlerarası hukukta kabul edilen temel prensiplere, iyi niyet kurallarına, adil yargılanma ve savunma hakkına, genel ahlak ve adap anlayışına, toplumun sosyal, siyasal ve iktisadi düzenine aykırı ise o ülkenin kamu düzeni engeline takılır.
Somutlaştırmak gerekirse, yabancı mahkeme kararını verirken, davalıya gerçek ve dürüst tebligat yapılması, gerekli sürelerin(mehil) verilmesi ve delilerini hakkaniyete uygun bir şekilde sunabilme imkânı verilmelidir. Yani tenfize konu olan yabancı mahkemenin mensup olduğu devletin usul kanunlarında bu şartlar yer alsın ya da almasın, boşanma kararının bu şartlara uygun olarak verilmemiş olması, Türk kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturacaktır.
Örneğin, bir Türk Mahkemesi taraflar arasındaki boşanma davasını reddetmiş ve bu karar kesinleşmişse, aynı sebebe ve aynı olaylara dayanarak boşanmaya hükmeden yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi kamu düzenine aykırılık kavramı içinde kabul edilecektir.
6. TANIMA TENFİZ DAVALARINDA YETKİLİ MAHKEME NERESİDİR?
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Fakat tanıma ve tenfiz davalarında MÖHUK 51. Madde özel yetki kuralı getirmiştir. Söz konusu hükme göre “kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye’de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden” istenebilir.
İlgili hükümde yer alan “yerleşim yeri” ve “ sakin” kavramları Türk Medeni Kanunu çerçevesinde anlaşılmalıdır. İkametgâhın (yerleşim yerinin) nasıl belirleneceği konusu ise Türk Medeni Kanunu’nun 19, 20, 21 ve 22. maddelerinde düzenlenmiştir. Medeni Kanun’a göre, “yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer” olup “bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.”Bu kapsamda kendisine karşı tenfiz kararı istenen yabancı kişilerin yerleşim yerinin belirlenmesi önem taşınmaktadır. Yabancıların Türkiye’de ikametgâh tesis etmeleri sürekli kalma niyeti ve fiili oturma şartına bağlıdır. Yabancının Türk makamlarından ikamet izni almış olması, tek başına, Türkiye’de ikametgâh sahibi olduğu şeklinde yorumlanamaz.67 İkamet tezkeresinin alınması sadece yabancının Türkiye’de yasal bir şekilde oturduğunu gösteren bir idari işlem olup yabancının Türkiye’de ikametgâh sahibi olduğuna karine teşkil etmez. Medeni Kanun’un 20. Maddesi bunu şu şekilde açıklamıştır; “Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi yenisinin edinilmesine bağlıdır. Önceki yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı halde Türkiye’de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin halen oturduğu yer, yerleşim yeri sayılır.”
MÖHUK, tenfiz davalarında yabancılık unsuru nedeniyle oluşacak yetki zorluklarını da dikkate alarak, kolaylık sağlamak amacıyla sadece yerleşim yeri mahkemesi aramamış “sakin” olunan yerin de yetkili olduğunu belirtmiştir. Sakin olunan yer, bir yerde hâlihazırda oturulan yer olarak anlaşılmalıdır. Yerleşim yerinden farklı olarak, sürekli kalma niyeti taşınmadığı gibi bir den fazla sakin olunan yerde mümkündür.
Son olarak, yerleşim yeri veya sakin olunan yer mahkemelerinin tespiti mümkün değilse, Ankara İzmir ve İstanbul Mahkemeleri tanıma ve tenfiz davaların yetkili mahkeme olarak görev yapacaktır.
Kesin yetkinin söz konusu olamadığı durumlarda, yetki itirazları HMK 116. Madde kapsamında ilk itiraz olarak değerlendirilecektir. Bu nedenle bir ilk itiraz olan yetki itirazı, cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır, aksi halde dinlenmeyecektir.
7. TANIMA VE TENFİZ DAVALARI HANGİ YARGILAMA USULÜNE TABİDİR?
Özel hukuk yargılamasında genel kural yazılı yargılama usulüdür. Eğer başka bir yargılama türü uygulanacaksa ya HMK’da ya da başka bir kanunda özel hüküm bulunması gerekir. MÖHUK’un 55. Maddesi “Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması ve tenfizi de aynı hükme tâbidir. Hasımsız ihtilâfsız kaza kararlarında tebliğ hükmü uygulanmaz. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır.”
Basit yargılama usulünde dava dilekçe ile açılır. Dava dilekçesine yazılı deliler eklenir. Dilekçe iki nüsha olarak mahkemeye verilir. Buna göre tenfiz talebinde bulunan kişi kanunda gösterilen hususları içeren dilekçe ve ekindeki diğer belgeleri görevli mahkemesine verdikten sonra, mahkeme tarafından, bir duruşma günü tayin edilir. Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte, karşı tarafa tebliğ edilir. Davalı tenfiz şartlarının bulunmadığına veya yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıktığına ilişkin itirazları esasa cevap süresi olan 2 haftalık süre içinde yapmalıdır. Süre geçtikten sonra ileri sürülecek beyanlar savunmayı genişletme yasağı olarak değerlendirilip dikkate alınmayacaktır.
Basit yargılama usulüne tabi işlere ve davalara adli tatilde de bakılabileceğinden, yabancı ilamların tanınması ve tenfizine ilişkin talepleri bu süre içinde incelenip karar bağlanabilir.
8. TANIMA VE TENFİZ KARARI ALINMASI GEREKEN ŞARTLAR:
a. Yabancı Mahkeme tarafından verilmiş bir mahkeme kararının aslı veya onaylı fotokopisi olacak,
b. Verilen bu karar kesinleşmiş olacak,
c. Yabancı Mahkeme Kararının tamamının(eksik tercüme kabul edilemez) yeminli tercüman tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş ve resmi kurumlar tarafından tasdik edilmiş onaylı sureti bulunacak.
d. Tenfizi istenen kararın mutlaka mahkeme veya hakem tarafından verilmesi ve mahkeme hükmü niteliği taşıması gerekir. Belediye, Eyalet valiliği vb. idari birimlerin verdiği kararın tenfizine karar verilemez.
e. T.C. ile ilamın verildiği yabancı devlet arasında yasadan doğan fiili veya hukuki karşılıklılık (mütekabiliyet) veya bu konuda anlaşma(sözleşme) olmalıdır.
f. Yabancı Mahkeme Hükmünün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir, (örneğin Türk hukukunda aslonan velayet konusunda küçüklerin menfaatleridir(Ruhsal ve Düşünsel gelişimi). Eğer bu kural göz ardı edilmiş ise tenfiz kararı verilemez.)
g. İlamın Türk Mahkemelerinin kesin yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması gerekir.(Taşınmazın aynına ilişkin davalarda Türk mahkemelerinin yetkisi kesindir.) ancak boşanma ,ayrılık ve evliliğin iptali gibi davalar da kesin yetki yoktur.
h. Yabancı ülke kanunları uzarınca kendisine karşı tenfizi istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş olsa dahi, bu kişinin yukarıda ki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemelerine itiraz etmemiş olması gerekir. İtiraz etmiş ise davanın reddine karar verilmelidir. Kısacası Tenfiz kararı verilebilmesi için yabancı mahkeme tarafından usulüne uygun olarak karşı tarafa savunma hakkı verilmesi gerekir.
i. Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk kanunlar ihtilafı kuralları gereğince, yetkili kılınan hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı olan davalının tenfize bu yönde itiraz etmemiş olması gerekir. Diğer bir anlatımla Türk kanunlar ihtilafı kuralları gereğince Türklerin boşanma davaları için öngörülen hukukunun uygulanmadığının belirlenmesi ve bu yönde davalının itirazda bulunması halinde tenfiz kararı verilemez.
9. MİRAŞÇILIK BELGESİNİN (VERASET İLAMI) TANINMASI VE TENFİZİ MÜMKÜN MÜDÜR?
2675 Sayılı MÖHUK’nun 22. maddesi mirasın ölenin milli hukukuna tabi olduğunu, Türkiye’deki taşınmaz mallar hakkında Türk hukukunun uygulanacağını, mirasın açılmasına, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümlerin ise terekenin bulunduğu yer hukukuna tabi olduğu hükme bağlanmıştır. Türk Hukukunda, veraset belgesi vermeye yetkili Türk mahkemesinin, yabancı miras bırakan hakkında, yabancı hukuka tabi mirası için veraset belgesi vermeyi engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.
Dolayısıyla kesin hüküm teşkil etmeyen çekişmesiz olarak verilen mahkeme kararlarının tanınmasına ya da tenfizine olanak yoktur. Zira Türk Hukukunda mirasçılık belgesi aksi ispat edilinceye kadar mirasçıları gösterir. Bunun doğru olmadığı herhangi bir davada ileri sürülebileceği gibi iptali ve düzeltilmesi de istenebilir. Yabancı bir mahkemeden alınmış mirasçılık belgesine Türk Hukukunun tanıdığı ve kabul ettiği değerden daha fazla bir güç de yükletilemez. Aksi her zaman ispat edilebileceğine göre de tanınması yahut tenfizi yoluna da gidilemez.
10. TENFİZ TALEBİNİN KAPSAMI NEDİR?
Tenfiz talebi, yabancı ilam hükmü ile sınırlıdır. Davacının yabancı mahkeme kararında hüküm altına alınmamış yeni taleplerde bulunması mümkün değildir. Ancak, boşanma davalarında, maddi ve manevi tazminata veya nafakaya hükmedilmişse, bu alacakların kararın verildiği tarihten sonra işleyen gecikme faizlerinin de talep edilmesi mümkündür. Söz konusu faiz hesaplamasında tenfize konu olan ilamlarda, gösterilen faiz türü dikkate alınacaktır.
Bununla birlikte yabancı mahkeme kararının tüm sonuçlarının tenfizine karar verilmesi gerekmemektedir, yani yabancı mahkeme kararının bir kısmı da tenfize konu olabilir. Örneğin yabancı boşanma ilamında yer alan boşanma ve nafakaya ilişkin kararlardan sadece boşanma veya sadece nafakaya ilişkin karar tenfiz edilebilir.
11. TANINMASI VE TENFİZİ İSTENEN YABANCI MAHKEME KARARINDA SAVUNMA HAKLARINA UYULMUŞ OLMASI NE DEMEKTİR?
Tanınması ve tenfizi istenen yabancı mahkeme kararlarının kural olarak yabancı doğruluğu incelenemez. Gerek yabancı kararda uygulanmış olan usul, gerekse kararda yer alan maddi ve hukuki tespitler tanıma ve tenfiz hükmünün inceleme konusu dışındadır. Bu sistem “revizyon yasağı” olarak ifade edilir usulde veya kararın hükmünde yapılmış olan hatalar tanıma ve tenfiz kararına kural olarak etkili olamaz.
Bilindiği gibi bir mahkemede, hukukun yanlış uygulanması, o mahkeme veya üst mahkemelere yapılacak bir itiraza konu teşkil eder. Bu konu tamamen kararı veren mahkemenin usul hukukuna tabi bir konudur. Ancak davalı Türk vatandaşı bu konuyu yabancı ülkede her derecedeki yargı organı önünde ortaya koymuş, gerekli itirazları yapmış olduğu halde dinletememiş olduğunu ispat ederse ve bu halde Türk kanunlarının esas gayesine, başka bir anlatımla kamu düzenine aykırılık söz konusu olabilir.
Bu nedenle MÖHUK 54. Maddenin (ç)bendi savunma hakkı ihlallerini tenfiz şartlarından biri haline getirmiştir. Maddenin ilgili bendine göre, yabancı mahkemenin kanunlarına göre, “kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye, usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmişse” savunma hakkı ihlali olduğu düşünülecektir.
Fakat bu duruma karşı ilgili kişinin itirazının da bulunması gerekmektedir. Tanımaya ve tenfize karar verecek Türk Mahkemesi’nde savunma hakkının ihlali itirazında bulunulmadan hâkim re’sen söz konusu araştırmayı yapmayacaktır.
Bununla birlikte bir başka hususta, MÖHUK 54. Maddenin (ç) bendinde yer alan, “gıyabında” kelimesi yanına “veya yokluğunda” ibaresi, eski kanundan farklı olarak eklenmiştir. Aleyhine tanınma ve tenfiz isteminde bulunulan kişinin savunma hakları, onun sadece gıyabında alınan ilâmlar için değil, fakat aynı zamanda verildiği ülke kanunlarına aykırı şekilde “yokluğunda” verilen mahkeme ilâmları için de teminat altına alınmak istenmesinin bir sonucudur.
12. TANIMA KARARLARININ KESİN HÜKÜM ETKİSİ NEDİR?
Tanıma, yabancı mahkeme kararının başka bir devlet ülkesinde kesin hüküm kuvvetine sahip bulunmasını kabul etmektir. Yabancı mahkeme kararının tanınması ile kesin hüküm kuvvetinin Türkiye’ye etkili hale getirilmektedir. Bir mahkeme kararının kesin hüküm teşkil etmesi, HMK 303. Maddede gösterilmiştir. Adı geçen maddeye göre, “kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. “ Dolayısıyla tanıma kararı verilen yabancı mahkeme kararı kesin hüküm oluşturacak ve aynı davanın yeniden açılmasını engelleyecektir.
Tanıma kararıyla kesin hüküm teşkil eden kısım, ilgili yabancı mahkeme kararında ileri sürülen talepler açısındandır. Bu bakımdan talep kısımlarından bir kısmı, hüküm dışı bırakılmış ise olumlu veya olumsuz şekilde hükme bağlanmamış olan o konu hakkında, ayrıca dava açılması mümkün olabilecektir.
Ayrıca tanıma kararıyla birlikte kesin hükme dönüşen karar, davanın taraflarından başka onların külli haleflerini, örneğin mirasçıları, bakımından da geçerli olacaktır.
13. TENFİZ KARARLARININ KESİNLEŞMESİ VE İCRAYA KONULMASI NASIL GERÇEKLEŞTİRİLİR?
Tenfizine karar verilen yabancı mahkeme ilamları Türk mahkemeleri ilamları gibi icraya konulur. Yine aynı şekilde Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tâbidir. Bununla birlikte MÖHUK 57/2. Maddesi açıkça tenfize konu olan kararların temyizi, kararın yerine getirilmesini durdurur. Bir başka anlatımla tenfiz kararları kesinleşmeden takibe konulamaz. Bir ilamın kesinleşmesi, ilama karşı tüm hukuki yollarının tüketilmesi veya usul hükümleri çerçevesinde belirlenen sürelerde bu yolların denenmemesidir.
14. YABANCI MAHKEMELERDEN ALINAN NAFAKA KARARLARININ TENFİZİNE KARAR VERİLMEDEN İCRAYA KONULABİLİR Mİ?
Nafaka alacaklarının yabancı devletlerde tahsiline ilişkin Türkiye açısından yürürlükte olan sözleşmeler, Nafaka Alacaklarının Yabancı Devletlerde Tahsiline İlişkin 1956 tarihli New York sözleşmesi, Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin 1958 tarihli Lahey Sözleşmesi ve Nafaka yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine ilişkin 1973 tarihli Lahey sözleşmesidir. Söz konusu sözleşmelerin amacı, yabancı bir ülkede bulunan ve talep edilen devletin yargısına tabi olan borçludan nafaka alacağının tahsilini kolaylaştırmaktır. 1956 tarihli New York sözleşmesinin amacı bu olmakla birlikte sözleşmenin 1. Maddesinin 2. Fıkrası ile 6. Maddesinin 3. Fıkrasının getirdiği hükümler bu kolaylıktan yararlanmayı şarta bağlamaktadır. Sözü geçen maddelere göre, nafakaya hak kazanmak ve onu tahsil etmek konularında bu sözleşmeyle nafaka alcaklısına tanınan kolaylıklar, ancak borçlunun bulunduğu devletin mevzuatına aykırı düşmediği takdirde uygulanacaktır.
New York Sözleşmesinin uygulanabilmesi için gerekli en önemli şart, nafaka alacaklısıyla borçlusunun farklı devletlerde bulunmalarıdır. Sözleşme uyarınca taraf devletler bildirilen “merkezi makamların” aracılığıyla ve doğrudan iletişim sağlayacaklardır. Bu nedenle sözleşmenin uygulanmasında ilgili devletlerin temsilciliklerine herhangi bir görev düşmemektedir.
Türkiye açısındadan sözleşmenin uygulanmasında “ merkezi makam” Adalet Bakanlığı’nın Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü olup, bu görev yerel cumhuriyet başsavcılıkları aracılığıyla yerine getirilmektedir. Cumhuriyet başsavcılıklarının bu görevleri iki bölümden oluşmaktadır. Bunlar gönderici makam ve aracı kurum olarak belirlenmiştir.
Alacaklısı Türkiye’de borçlusu yabancı ülkede bulunan nafaka işlemlerinde Cumhuriyet başsavcılıkları “gönderici makam” konumundadır. Cumhuriyet başsavcılıklarının bu konudaki en önemli görevleri, gerekli belgeleri sözleşmenin öngördüğü şekilde düzenlettirerek yabancı devlet yetkili makamlarına iletilmek üzere “ merkezi makam” olan Adalet Bakanlığı’na göndermektir.
Alacaklısı yabancı devlette borçlusu Türkiye’de bulunan nafaka işlemlerinde ise , Cumhuriyet başsavcılıkları nafaka alacağının tahsilini sağlayan aracı kurum durumundadır. Alacaklının bulunduğu devlet merkezi makamı tarafından gönderilen belgeler Adalet Bakanlığı aracılığı ile borçlunun bulunduğu yerdeki Cumhuriyet başsavcılığına gönderilecektir. Cumhuriyet başsavcılıkları New York Sözleşmesi’nin 6. Maddesi uyarınca “alacaklının verdiği yetki sınırları dahilinde hareket ederek alacaklı namına nafakanın tahsilini temin için gereken tüm tedbirleri” almalıdır. Savcılık bu tedbirler çerçevesinde, Bakanlığın onayını aldıktan sonra, sulh yoluna gidebilir, gerekirse yeni bir nafaka davası açabilir ve alınacak nafaka ilamının infazı için icra memurlukları aracılığıyla cebri icra yoluna başvurabilir.
15. TENFİZE KONU OLAN YABANCI MAHKEME KARARININ GEREKÇESİNİN BULUNMAMASI SÖZ KONUSU İLAMIN TENFİZİNE ENGEL OLUR MU?
5718 sayılı MÖHUK yabancı bir mahkeme tarafından “hukuk davalarına ilişkin olmak üzere verilmiş” ilamların tenfiz edilebileceği, ayrıca ceza ilamlarının “kişisel haklarla ilgili hükümlerinin” de tenfize tabi bulunduğu kabul edilmiştir.
Türk Mahkemesinden verilmiş bir “mahkeme ilamını” yabancı bir devletin kendi usul hukuku kurallarına göre bir icra emri veya emirname olarak nitelemesi düşünülemez ise, aynı şekilde yabancı bir mahkeme kararının mahkeme ilamı niteliğinin Türk usul hukuku hükümlerine göre belirlemesi de söz konusu olamaz.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunda tenfiz için 54. maddede öngörülen usul hukukuna ilişkin şartlardan, kararı veren mahkemenin tabii olduğu usul hukukuna göre değerlendirilebileceği ilkesinden hareket edilmiştir. Bu bakımdan kendi usul hukuku hükümlerine göre “ ilam” niteliğinde kabul edilen bir mahkeme kararını Türk İcra Hukukunda yer alan bir düzenlemeye benzeterek, belirli bir miktar paranın ödenmesi ihtarını içeren emirname veya “ödeme emri” olarak nitelemek olanaksızdır. Öyleyse, tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilamının, 5718 sayılı Kanunda sınırlı olarak sayılan şartları taşıması halinde tenfize karar verilmesi gerekir.
Burada yabancı mahkeme ilamının tenfizinin reddini temin edebilecek tek imkân yabancı mahkeme “hükmünün ya da hüküm fıkralarının” Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmasıdır. Bu şart bakımından yabancı ilamda yer alan “gerekçe” ilamın tenfizini etkileyebilecek bir güce sahip değildir.
Önemle vurgulanmalıdır ki, tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hâkiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz.
Aleyhine karar verilen tarafa savunma hakkını kullanma imkânının verilmemiş olması da Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir durumdur. İlke olarak, her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular(“Lex Fori” prensibi). Bu sebeple yabancı mahkemenin uyguladığı usulün, Türk Usul hukukundan farklı olması Türk Kamu düzeninin müdahalesi için bir gerekçe değildir.
Aynı ilke yabancı mahkeme ilamında uygulanan ispat hukukuna ait kurallar bakımından da geçerlidir. Bununla beraber, eğer yabancı mahkeme ilamı Türk hukuk anlayışına göre, bir hukuk devletinde olabilecek bir usul hukuku düzeninden ve ispat hukuku kurallarından farklı, adil yargılama ilkelerinin ihlal edici nitelikteki bir usule tabii olarak verilmiş ise, Türk kamu düzeninin müdahalesinin gerekli olduğunu düşünerek tenfiz talebinin reddi uygulanabilir. Özellikle taraflara yeterli derecede kendilerini savunma imkânı vermeyen bir usul sistemi içinde verilmiş yabancı mahkeme ilamı için tenfiz talebinin reddi söz konusu olabilecektir.
Görülmektedir ki, yabancı mahkeme kararında Türk Usul Hukukunun yeni yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi hükmü anlamında bir gerekçenin bulunmaması tek başına Türk kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir olgu değildir.
Kısaca; ilke olarak her mahkeme kendi milli usul hükümlerini uygular, bu sebeple yabancı mahkemenin tatbik ettiği usulün Türk hukukundan farklı olması kamu düzeninin müdahalesi için gerekçe değildir. Aynı ilke yabancı mahkeme kararında uygulanan ispat hukukuna ait kurallar bakımından da geçerlidir.
“Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağına ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacaktır.
16. TENFİZ DAVALARINDA YARGILAMA HARÇLARI NASIL BELİRLENİR?
Harç, bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülüklerdir. Yargılama harçları 492 sayılı Harçlar Kanun’un 1. Kısmında “Yargı Harçları” başlığı altında düzenlenmiştir. Buna göre yargılama harçları başvuru ve karar ve ilam harcı olarak ikiye ayrılmaktadır. Başvuru harcı dava değeri dikkate alınmaksızın maktu alınırken, karar ve ilam harcı davanın niteliğine maktu ya da nisbi olarak değişmektedir.
Tenfiz davalarında yabancı mahkeme kararının konusu para ile ölçülemeyen bir konu ise maktu olarak belirlenecektir. Fakat konusu para ile ölçülebilen tenfize konu olan yabancı mahkeme kararında hem doktrinde hem de uygulamada çeşitli görüş ayrılıklıları olsa da maktu harç alınmaktadır. Fakat tenfiz davalarında Yargıtay’ın birçok çelişkili kararları bulunmaktadır. Örneğin bazı kararlarında “…tenfiz davalarının eda davası değil, tespit davası niteliğinde bulunması sebebiyle maktu harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesinde bir usulsüzlük olmamasına…” şeklinde maktu harç alınmasına karar verirken, diğer bazı kararları nisbi harç alınmasına karar vermektedir.
Uygulamada birbirine zıt kararlar bulunmakla birlikte aslında Harçlar Kanun’un 4. Maddesi konuyu açıkça ve özel olarak düzenlemiştir. Adı geçen maddeye göre “yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilamların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilamlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre (1) sayılı tarife gereğince harç alınır.” düzenlemesiyle konuya açıklık getirmektedir. Bu doğrultuda Yargıtay’ın 2012/1885E. , 2012/5598K. sayılı 04.04.2012 tarihli kararında “…tenfizi istenen yabancı hakem kararı belirli bir alacağın tahsiline yönelik olduğundan dava nispi harca tabidir. O halde tenfizi istenen karardaki alacak miktarının dava tarihindeki Türk Lirası karşılığı tespit edilerek, bu miktar üzerinden Harçlar Kanunu’na göre nispi karar ilam harcı alınması gerekirken maktu harca hükmedilmesinde isabet görülmemiştir.” İfadeleriyle harçlar kanunun özel düzenlemesini dikkate almıştır.