Yasama Sorumsuzluğu Çerçevesinde Engin Özkoç Fezlekesi Örneği – Av. Murat Tezcan, Av. Beyza Canbolat ve Stj Av. Ekin Topatan

Tarafından gönderildi: CBT Hukuk Kategori: Makaleler

GİRİŞ

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde düzenlenen “iftira”, 216. maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarını işlediğine dair 2020/41182-2020/160, 2020/54590-2020/162 ve 2020/23875-2020/161 numaralı soruşturma fezlekeleri tanzim edilmiştir. Söz konusu fezlekeler doğrultusunda tanzimini gerektirir yeterli ve kanuni delilin mevcut olduğu, bu nedenle Milletvekili Engin ÖZKOÇ hakkında Anayasanın 83. maddesine istinaden dokunulmazlığın kaldırılması talebinde bulunulmuştur.

Fezlekelerin konusunu oluşturan ve suç teşkil ettiği iddia edilen eylemler ile isnat edilen suçun hukuki niteliği örtüşmemekle birlikte, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ileri sürülen “yasama dokunulmazlığının kaldırılması” talebi de hukuka aykırıdır. Söz konusu hukuka aykırılığı açıklamadan evvel öncelikle parlamento kararının hukuki niteliği, yasama sorumsuzluğu ve yasama dokunulmazlığı hukuki müesseselerinin üzerinde durulması gerekmektedir.

  1. PARLAMENTO KARARLARI

Parlâmento kararları, doktrinde “TBMM’nin içyapısına ve çalışma düzenine ilişkin olarak veya TBMM’nin yürütme ve yargı organlarıyla ilişkileri çerçevesinde aldığı kararlar” olarak tanımlanmaktadır (Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.377). Tanımdan anlaşıldığı üzere parlâmento kararları içerik olarak sınırlı olmakla birlikte her konuda parlamento kararı alınamayacağı açıktır. Parlâmento kararları ile düzenlenebilecek konuları üç ana başlık altında toplamak gerekirse bu başlıklar: yasama organının kendi içyapısına veya çalışma düzenine ilişkin aldığı parlâmento kararları, yasama organının yürütme organı ile ilişkileri çerçevesinde aldığı parlâmento kararları, yasama organının yargı organıyla ilişkileri çerçevesinde aldığı parlâmento kararlarıdır. Yasama organının, yukarıda sayılan üç türe de girmeyen birtakım parlamento kararları bulunmaktadır. Savaş ilânı kararı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verilmesi kararları şeklinde örneklendirilen bu kararlar, “Sui Generis Parlâmento Kararları” olarak adlandırılmaktadır.

Bütün bunlara ilaveten “Yasama Organının Bağımsız İdarî Otoritelere Üye Seçme Kararları” da parlamento kararlarında bir başka tür olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yukarıda ifade edildiği üzere parlamento kararları konuları itibariyle sınırlandırılmış olup kural olarak yargı denetimine tabi olmayan kararladır. Böylesi bir durumda Anayasa’nın mutlak bir hak olarak düzenlediği yasama sorumsuzluğunun parlamento kararı ile kaldırılması mümkün olmayacaktır. Bununla birlikte yasama sorumsuzluğunun kapsamına giren fiiller nedeniyle yasama dokunulmazlığının kaldırılması ve bu suretle milletvekilinin mutlak hakkı elinden alınarak yargılanmasına yol açılması da hukuka açıkça aykırılık teşkil edecektir.

  1. ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI TARAFINDAN 27. DÖNEM MİLLETVEKİLİ ENGİN ÖZKOÇ’A İSNAT EDİLEN FİİLLER YASAMA SORUMSUZLUĞU KAPSAMINDADIR.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’a isnat edilen fiiller nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerine göre takibat yapılabilmesi Anayasa’nın 83/2. maddesi uyarınca Milletvekili Engin ÖZKOÇ hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına bağlı tutulmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirlerine tevdi olunmak üzere fezleke ve ekindeki soruşturma evrakı Adalet Bakanlığına sunulmuştur. Ancak önemle belirtilmesi gerekmektedir ki Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’a isnat edilen fiiller yasama sorumsuzluğu kapsamındadır.

Anayasa’nın 83. maddesi “Yasama dokunulmazlığı” başlığını taşımakta ise de içeriğinde yasama sorumsuzluğu ve yasama dokunulmazlığı olmak üzere farklı iki kurum düzenlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamayacakları belirtilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasında ise, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin, Meclisin kararı olmadıkça tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı kuralı konulmuş, yalnızca ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ile seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak koşuluyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün dışında bırakılmıştır.

Anayasa’nın 83. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve kürsü bağışıklığı, teşrii mesuliyetsizlik, söz hürriyeti, mutlak dokunulmazlık olarak da adlandırılan yasama sorumsuzluğu, TBMM üyelerinin yasama görevlerini yerine getirirken sarf ettikleri sözlerden, açıkladıkları düşüncelerden ve verdikleri oylar dolayısıyla herhangi bir hukuki veya cezai takibata uğramayacakları anlamına gelmektedir. Yasama sorumsuzluğunun tanınmasındaki amaç, TBMM üyelerinin meclis çalışmaları sırasındaki söz, düşünce ve oy hürriyetlerini tam olarak korumak, böylece yasama görevlerini korkusuzca ve tam bir serbesti içinde yerine getirebilmelerini mutlak ve süresiz olarak sağlamaktır. Milli iradenin, parlamentoda tam olarak ortaya çıkabilmesi, parlamento üyelerinin hiçbir şeyden çekinmeyerek düşüncelerini serbestçe açıklayabilmeleri ancak yasama sorumsuzluğunun tanınması ile mümkün olabilmektedir.

Milletvekiline isnat edilen fiiller, yasama görevinin ifası sırasında oy, söz, düşünce açıklaması şeklinde işlenmişse bu fiiller hiç şüphesiz yasama dokunulmazlığının değil; yasama sorumsuzluğunun kapsamında kalacak ve milletvekilinin yargılanmasını gerektirmeyecektir. Zira yasama sorumsuzluğu, yasama dokunulmazlığının aksine “mutlak” niteliktedir. Yasama dokunulmazlığının meclis kararı ile kaldırılması mümkünken yasama sorumsuzluğu hiçbir surette kaldırılamamaktadır. Yasama sorumsuzluğunun mutlak nitelikte olması; yasama sorumsuzluğunun kaldırılamayacağı, sürekli, kamu düzenine ilişkin ve vazgeçilemez olduğu anlamına gelmektedir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’ a isnat edilen fiiller de tam olarak yasama sorumsuzluğunun kapsamına girmektedir. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen fezlekeler incelendiğinde:

  • 2020/41182 numaralı soruşturmanın 2020/160 numaralı fezlekesinde, 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un 15.02.2020 tarihinde CHP Sakarya İl Kongresinde yapmış olduğu konuşmasına ve 16.02.2020 tarihinde CHP Mersin İl Kongresinde yapmış olduğu konuşmasına dayanılarak Türkiye Büyük Millet Meclisi 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde düzenlenen “iftira”, 216. maddesinde düzenlenene “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarını işlediği iddia edilmiştir.
  • 2020/54590 numaralı soruşturmanın 2020/162 numaralı fezlekesinde, 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un twitter.com/enginozkoc/status/1235170668813176839?=12 URL adresli @enginozkoc kullanıcı isimli hesabından yaptığı paylaşıma ve 04.03.2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşmaya dayanılarak Türkiye Büyük Millet Meclisi 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde düzenlenen “iftira”, 216. maddesinde düzenlenene “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarını işlediği iddia edilmiştir.
  • 2020/23875 numaralı soruşturmanın 2020/161 numaralı fezlekesinde, 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un 22.01.2020 tarihinde Radyo Kara Kutu’da Yavuz OĞHAN’ın sunuculuğunu yaptığı “Bidebunuizle” isimli programa bağlanarak yaptığı konuşmasına ve aynı tarihte Twitter’da @enginozkoc kullanıcı isimli hesabından yaptığı paylaşıma dayanılarak Türkiye Büyük Millet Meclisi 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’ un eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde düzenlenen “iftira”, 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarını işlediği iddia edilmiştir.

İsnat edilen suçlara bakıldığında bu suçların her birinin düşüncenin açıklanması hareketiyle işlenebileceği dikkat çekmektedir. Oy, söz ve düşünce açıklaması kapsamında kalan fiillerin ise mutlak yasama sorumsuzluğu kapsamında kalacağı yukarıda izah edilmiştir. Meclis üyelerinin Meclis çalışmaları sırasında söyledikleri sözlerin basın yolu ile yayınlanması da sorumsuzluk kapsamına dâhildir.

Fezlekelerde, 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’ un Meclis çalışmaları sırasında söylediği sözler ve ileri sürdüğü düşünceler dışında herhangi bir fiile dayanılmadığından Milletvekili Engin ÖZKOÇ hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması mümkün değildir. Zira Milletvekili Engin ÖZKOÇ’a Anayasa’nın 83. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen yasama sorumsuzluğunun kapsamı dışında kalan herhangi bir fiil isnat edilmemiştir. Böyle bir durumda isnat edilen fiillerin, Anayasa’nın 83. maddesinin 2. fıkrası kapsamına dâhil edilmeye ve bu suretle milletvekilinin meclis üyelerine tanınan güvenceden yoksun bırakılmaya çalışılması hukuka açıkça aykırıdır.

Dolayısıyla 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un meclis çalışmaları esnasında söylediği sözler, ileri sürdüğü düşünceler, soyut olarak suç niteliği taşısa dahi milletvekili Engin ÖZKOÇ, yasama sorumsuzluğunun tanıdığı güvence nedeniyle bu söz ve düşüncelerinden sorumlu tutulamaz.

  1. MİLLETVEKİLİNİN YASAMA SORUMSUZLUĞU KAPSAMINDA KALAN FİİLLERİ SEBEBİYLE YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ KALDIRILMASI VE BU SURETLE YARGILANMASININ ÖNÜNÜN AÇILMASI, ANAYASA HÜKÜMLERİNİN ETRAFINDAN DOLANMAKTADIR.

Anayasa’nın 83. maddesinin ilk fıkrası “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.” şeklindedir. Söz konusu bu madde, yukarıda da açıklandığı üzere yasama sorumsuzluğunun hukuki dayanağıdır. Maddeden de anlaşılacağı üzere yasama sorumsuzluğunun amacı, milletvekillerinin parlamento çalışmalarındaki oy, söz ve düşünce hürriyetlerini korumak, böylece yasama görevlerini korkusuzca ve tam bir serbesti içinde yerine getirebilmelerini mutlak ve süresiz olarak sağlamaktır.

Söz konusu maddenin ikinci fıkrası ise “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” demek suretiyle yasama dokunulmazlığının hukuki sınırlarını çizmektedir.

Yukarıda da açıklandığı üzere Milletvekili ÖZKOÇ’un Başsavcılıkça düzenlenen fezlekelerde bahsedilen konuşmaları ve paylaşımları, Anayasanın 83. maddesinin 1. fıkrası çerçevesindedir. Şöyle ki 83/1’de meclis üyelerinin meclis çalışmalarındaki sözlerinden, bu sözleri mecliste ya da meclis dışında tekrarlamalarından, açığa vurmalarından açıkça sorumlu tutulamayacakları ifade edilmiştir. Vekil ÖZKOÇ’un da fezlekelere konu edilen açıklamaları tartışmasız meclis çalışmaları niteliğinde düşünce ve ifade açıklamalarıdır. ÖZKOÇ’un bu konuşma ve paylaşımlarının meclis dışında da yapılıyor oluşu aynı şekilde Anayasa 83/1 kapsamındadır ve yasama sorumsuzluğu altındadır.

Nitekim Anayasa’nın 83. maddesinin 1. fıkrası, yasama sorumsuzluğunu kural olarak Meclis dışına doğru genişletmektedir. Buna göre milletvekilleri, ilgili oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi ve Meclis Genel Kurulunun aksi yönde bir kararı olmadıkça “meclis çalışmalarındaki oy ve sözleri” ve “Mecliste ileri sürdükleri düşünceleri”ni dışarıda “tekrarlamak” ve “açığa vurmaktan” sorumlu tutulamazlar.

Mecliste sarf edilen sözlerin birebir ve aynısını yansıtmaktan çok, özü itibariyle aynı düşünceyi, tutumu ve yaklaşımı daha farklı ifadelerle, örnekler kullanmak suretiyle daha geniş bir şekilde Meclis dışında, medya organlarında yahut seçmenler nezdinde yinelemek Anayasa’nın 83/1 maddesinde düzenlenen güvence kapsamında değerlendirilmelidir.

Anayasa Mahkemesinin yorumu da bu yaklaşımı desteklemektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi 1967/22 E. 1967/22 K. sayılı 25.10.1967 tarihli Çetin ALTAN kararında, “Sorumsuzluk kapsamına girebilmesi için Mecliste ileri sürülen düşüncelerin dışarıda kelime kelime tekrarlanması şart değildir. Burada düşüncenin öz bakımından tekrarlanması, üyenin Meclis dışında savunduğu görüşün Meclisteki konuşmalarıyla aynı doğrultuda bulunması yeterlidir. Kaldı ki sorumsuzluğu Meclis içi çalışmalara inhisar ettirmek Hükümeti tenkit ve denetleme eyleminin sınırlarını son derece daraltır, Parlâmento görevinde kabul edilmeyecek bir kesinti meydana getirir; yasama görevinin Meclis dışına taşan bölümlerinin görülmesini engeller.” ifadelerine yer vermekle Mecliste sarf edilen ve dışarıda özü itibariyle, aynı doğrultuda olan ifadelerin tekrarlanmasını yasama sorumsuzluğu kapsamında değerlendirmiştir.

Bununla beraber Başsavcılılıkça düzenlenen fezlekelerde isnat olunan suçlar da niteliği itibariyle söz ve çeşitli düşünce açıklamaları ile işlenebilecek türdendir. Öyle ki Cumhurbaşkanına hakaret, iftira ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlarının hayatın olağan akışı içerisinde genellikle düşünce açıklamaları şeklinde işleniyor olduğu görülmektedir. Bu bakımdan da fezlekelerde işlendiği iddia edilen suçların, Anayasanın 83/1 maddesinin kapsamına giremeyeceği de ortadadır.

Anayasanın 83/2 maddesi ise, yukarıda belirttiğimiz üzere yasama dokunulmazlığı hukuki müessesine yöneliktir. Yasama dokunulmazlığının amacı, milletvekillerinin keyfi ve asılsız suç isnatlarıyla yasama görevlerini ifadan geçici olarak da olsa alıkonulmalarını önlemektir. Söz konusu koruma, yukarıda da izah edildiği üzere yasama sorumsuzluğundan farklı olarak geçici ve nispidir. Nispidir, çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılabilir. Hatta Anayasa’da belirtilen durumlarda Meclis’in bu yolda bir kararına gerek olmadan da, ilgili üye tutulabilir, sorguya çekilebilir, tutuklanabilir ve yargılanabilir. Ağır cezayı gerektiren suçüstü halinin böylece dokunulmazlığın kapsamı dışında bırakılmış olmasının sebebi, bu durumda isnadın ciddiyeti hakkında kuvvetli bir karinenin varlığıdır. Bu istisnanın geçerli olabilmesi için hem Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu’nun 127. maddesinde tanımlanan suçüstü halinin varlığı, hem isnat edilen suçun ağır cezayı gerektiren bir suç olması şarttır. Yasama dokunulmazlığı, nispi niteliğinin yanında, süreli niteliğiyle de yasama sorumsuzluğundan ayrılır. Diğer bir deyimle yasama dokunulmazlığı, milletvekilini ancak görev süresinin devamınca korur ve sürenin bitiminde milletvekili hakkında cezai kovuşturmaya başlanır. Bunun doğal sonucu olarak, üyelik süresince zamanaşımı işlemez (m. 83/3). Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclis’in yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır (m. 83/4).

Görüldüğü üzere Vekil ÖZKOÇ’ un konuşma ve paylaşımları, “konuşma, düşünce ve ifadeler” olması ve meclis çalışmalarını ilgilendirmesi sebebiyle yasama sorumsuzluğunun sınırları içerisinde kalarak, yargılanabilmesi engellemektedir. Bununla beraber Vekil ÖZKOÇ’un aynı şekilde korumasından yararlandığı yasama dokunulmazlığının kaldırılarak yargılanmasının önünün açılması ise Anayasa’nın açık hükmünün etrafından dolanmaktır.

  1. ENGİN ÖZKOÇ’UN YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ KALDIRILMASI TALEBİ, SİYASİ MAKSATLI OLMASI SEBEBİYLE ANAYASA MAHKEMESİNCE YAPILACAK DENETİM SONUCUNDA İPTAL MÜEYYİDESİNE TABİDİR.

Anayasa Mahkemesi’nin 1971/41 E., 1971/67 K. sayılı 19/8/1971 tarihli Osman KÖKSAL kararında, Osman KÖKSAL hakkındaki yasama dokunulmazlığın kaldırılması kararının iptal davasında esasa girilerek geniş çaplı inceleme yapılmıştır. Anaya Mahkemesi, Cumhuriyet Senatosu Cumhurbaşkanınca seçilen üyeleri Cemal Madanoğlu ile Osman Köksal’ın yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına dair olan talebi isnadın ciddiyeti, talebin siyasî maksatlara dayalı olup olmadığı, soruşturma konusu fiilin kamuoyundaki etkisi, üyenin şeref ve haysiyetinin korunması, yönlerinden tetkik ve mütalâa etmiştir.

Görüldüğü üzere, meclis üyesinin korunmasından yararlandığı yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik kararlar, Anayasa Mahkemesi yargılamasında siyasi maksatlı olup olmadığı yönünden de incelenmektedir.   

Ana muhalefet partisi konumunda olan Cumhuriyet Halk Partisi mensubu Engin ÖZKOÇ’un, parlamentoda çoğunluğu oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisini ve Cumhurbaşkanını da kapsar şekilde yaptığı konuşmalar ve paylaşımların, yasama sorumsuzluğu kapsamında olduğu halde soruşturma konusu edilmesi, bu soruşturmanın açıkça siyasi amaçlara hizmet ettiğini göstermektedir.

Zira yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebinin kabul edilmesi, Vekil Engin ÖZKOÇ’ un meclis çalışmalarına katılmasını güçleştirecek, adli yargı süreci ile uğraşmasına sebebiyet verecek, kısaca milletvekilliği görevlerinden geri kalmasına neden olacaktır.

Tekrar hatırlatmada fayda vardır ki yasama dokunulmazlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisine seçilmiş milletvekillerinin yasama göreviyle ilgilidir. Yasama görevinin önemi, milletvekillerinin hukukî statüsünün özel olarak düzenlenmesini gerekli kılmakta olup bu statünün unsurlarından biri ise yasama/parlamenter bağışıklıklarıdır. Parlamenter bağışıklıklar, yasama mensuplarına, hukuki veya cezai konularla ilgili kovuşturmalardan kısmen veya tamamen bağışıklık sağlayan ayrıcalıklardır. Milletvekillerine böylesi ayrıcalıkların tanınmasındaki temel amaç, TBMM üyelerinin kovuşturma tehdidi ile oy verme, hükümet politikalarına destek verme veya hükümetin denetlenmesi gibi konularda davranışlarını değiştirme hususunda baskı altına alınmaları ihtimalinin ortadan kaldırılmasıdır.

Sonuç itibariyle Anayasa Mahkemesi, siyasi amaçlarla verilen milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması kararlarını korumamakta, bu hususu iptal sebeplerinden biri olarak görmektedir.

  1. AYM VE AHİM KARARLARI ÇERÇEVESİNDE YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ KALDIRILMASI

 

  • Anayasa Mahkemesi’nin 1971/41 E., 1971/67 K. Sayılı 19/8/1971 Tarihli Osman KÖKSAL- Cemal MADANOĞLU Kararı

        İptal İsteminde Bulunan: Osman Köksal – Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi.

İptal İsteminin Konusu: Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman Köksal’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Anayasa ve Adalet Komisyonunca hazırlanan raporun Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 3.8.1971 günlü 96. Birleşiminde aynen kabul edilmesine ilişkin 109 sayılı kararın gerek şekil gerekse esas bakımından Anayasa’ya ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün konuya ilişkin maddelerine aykırı bulunduğu ileri sürülmüş ve iptali için Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 81. maddesine dayanılarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.

İptali İstenen Cumhuriyet Senatosu Kararı: Cumhuriyet Senatosu Tabii Üyeleri Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal’ın yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması hakkında Anayasa ve Adalet Komisyonunca hazırlanan aşağıdaki rapor Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 3.8.1971 tarihli 96’ncı Birleşiminde aynen kabul edilmiştir.

Esas Yönünden Aykırılık İddialarının İncelenmesi: Anayasa Mahkemesi 17.8.1971 günlü toplantıda bulunan aynı kimselerden kurulu olarak 19.8.1971 gününde yeniden toplanmış ve esas yönünden aykırılık iddialarını ele almıştır.

Anayasanın 79. maddesi; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir Meclis üyesinin, kendi Meclisinin kararı olmadıkça, tutulamayacağı, tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı kuralını koymakta; yalnız ağır cezayı gerektiren suçüstü durumunu bu hükmün dışında bırakmaktadır.79. maddenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere Anayasa hangi durumlarda yasama dokunulmazlığının kaldırılabileceğini belirtmemiştir. Ancak, bu, Yasama Meclislerinin konu üzerinde sınırsız ve salt bir değerlendirme hakları bulunduğu anlamına gelmez. Çünkü yasama dokunulmazlığı hukukî kurumuna 79. maddede yer vermekle Anayasa Koyucunun güttüğü erek – ki bu, yasama görevini yürüteceklerin çeşitli çevrelerden çeşitli nedenlerle gelebilecek baskı ve kaygılardan korunmuş olarak o görevi gereği gibi yapmalarını sağlamak diye özetlenebilir. – böyle bir görüş ve düşünüşle bağdaşmaz, öte yandan Anayasa 2. maddesiyle, Türkiye Cumhuriyetini bir hukuk devleti olarak nitelendirmiş ve tanımlamıştır. Şu duruma göre yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda bir takım belirli, nesnel ölçüler uyarınca davranılmasa ve bu ölçülerin bir hukuk devletinden beklenen nitelikte bulunması şarttır.

Nitekim Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünde (Madde 140) Yasama dokunulmazlığının kaldırılması işlemlerine ışık tutacak kimi ilkeler yer almıştır. Bu ilkelere göre bir üyeye yapılan suç isnadının ciddiliğine ve yasama dokunulmazlığının kaldırılması isteminin siyasî ereklere dayanmadığına kanaat getirilmesi ve kovuşturma konusu eylemin kamuoyundaki etkisi bakımından yahut üyenin şeref ve haysiyetini koruma yönünden dokunulmazlığının kaldırılmasında zorunluluk bulunması durumunda yasama dokunulmazlığı kaldırılır.

Sonuç: Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Senatosu üyesi Osman Köksal’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Cumhuriyet Senatosu kararını, Anayasa’nın 79. maddesinin amacına ve Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü’nün 140. maddesine aykırı bularak iptal ederken, “başkaca inandırıcı ve pekiştirici kanıtlar bulunmadıkça yalnızca ses bantlarının ve gizli ajan raporlarının” isnada ciddiyet kazandırmaya yeterli olmadığı noktası üzerinde durmuştur.

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 8917/05 Başvuru Numaralı ve 3 Aralık 2009 Karar Tarihli Atilla KART – Türkiye Başvurusu

Dava Konusu Olaylar: Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üyesi başvuran, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan milletvekilli seçimlerinde Konya’dan milletvekili seçilerek TBMM’ye girmiştir.

Seçimlerden önce başvuran, Konya Barosu’na bağlı olarak avukatlık mesleğini icra etmekteydi. Mesleğini icra ettiği sırada, başvuran hakkında, biri avukata diğeri kamu görevlisine hakaret etmekten iki ceza davası açılmıştır.

Başvuran milletvekili seçilmesinin ardından milletvekili dokunulmazlığı hakkı kazanmıştır. Karapınar Cumhuriyet Savcısı 23 Aralık 2002 tarihinde, avukata hakaretten dolayı hakkında yürütülen ceza kovuşturması çerçevesinde başvuranın milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması için Adalet Bakanlığı Genel Müdürlüğü’ne başvurmuştur.

Adalet Bakanlığı Genel Müdürlüğü 17 Ocak 2003 tarihinde söz konusu talebi Başbakanlık’ a iletmiştir.

Belirsiz bir tarihte, avukata hakaretten dolayı yürütülen ceza kovuşturması çerçevesinde başvuranın milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması hususundaki inceleme, TBMM İç Tüzüğü’nün 131. ve izleyen maddeleri çerçevesinde TBMM karma komisyonuna havale edilmiştir. Karma komisyonu, Meclis’in 22. yasama dönemi sona erene dek kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir.

Başvuranın dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunduğunun tespit edilmesinin ardından 28 Mayıs 2004 tarihinde karma komisyonu, suçlamaların niteliğini göz önüne alarak, kamu görevlisine hakaretten başvuran hakkında açılan ceza davasının, başvuranın milletvekilliği sona erene kadar ertelenmesine karar vermiştir. Karma komisyonu kararını Genel Kurul’a havale etmiştir.

Başvuran, 15 Aralık 2004 tarihinde, karma komisyonunun kararına itiraz etmiştir. Layihasında, başvuran, milletvekili dokunulmazlığının, parlamento üyelerini cezai kovuşturmadan yükümsüz ve muaf kılmak için düzenlenmediğini, milletvekillerinin görevlerini özgürce ve bağımsız olarak, endişe duymadan icra etmelerini sağlamak için düzenlendiğini belirtmiştir. Başvuran, dokunulmazlığın sorumsuzluk olmadığını, aksine, göreceli ve geçici bir ayrıcalık olduğunu savunmuştur.

Öte yandan söz konusu dokunulmazlığın kapsamı, kaldırılması süreci ve uygulanmasındaki eksiklikler, TBMM’nin saygınlığına halel getirmiştir. Ayrıca başvuran, başlangıçta milletvekillerine görevlerini icra etme imkânı tanımak için düşünülmüş bir düzenlemenin kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesinin, hukuk devletinde kabul edilemez olduğunu da eklemiştir.

TBMM Genel Kurulu’nun 16 Şubat 2005 tarihli oturumu sırasında, başvuran, bir kez daha, adil yargılanma çerçevesinde yargılanma hakkından yararlanmayı ve bu hakkı kullanması önündeki engellerin kaldırılmasını talep etmiştir.

Başvuran 22 Temmuz 2007 milletvekilleri seçimleri neticesinde, CHP’den yeniden Konya milletvekili seçilmiştir.

Başvuran, 23 ve 24 Ocak 2008 tarihlerinde, hakkında açılan iki ceza davasının askıya alınmasına ilişkin olarak iki savunma layihası sunmuştur. Savunma layihalarında, başvuran, adil yargılanma hakkından yararlanma isteğini yinelemiştir.  Konu TBMM’de halen derdesttir.

Başvuranın İddiaları: Başvuran, milletvekilliğinin sona ermesiyle birlikte hakkındaki suçlamaların avukat ve milletvekili olarak şöhretine ve kariyerine zarar vermesinin muhtemel olduğunu iddia etmiştir. Benzer biçimde, hakkında açılan ve askıya alınan kovuşturma ve buna bağlı ortaya çıkan belirsizlik, kamuoyunda itibarını düşürmüştür. Basın düzenli olarak dokunulmazlıklarının kaldırılması istenen milletvekillerinin isim listelerini yayınlamakta ve başvuranın ismi bu listede yolsuzluk suçlarıyla itham edilen isimlerin yanında yer almaktadır.

Başvuran ayrıca TBMM’deki çoğunluk grubunun, mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir. Adil yargılanma hakkının, bir kimsenin mahkeme tarafından etkili biçimde dinlenmesi olanağını ifade ettiğini savunmuştur. Öte yandan bu olanak mevcut ise bile, bu davada tamamen farazi olmuş, kullanımı kendisine açık tutulmamıştır. Başvuran milletvekili seçildiğinden beri davası nihai bir karara bağlanmadan derdest kalmış, makul sürede yargılanma hakkından mahrum etmiştir. Milletvekili seçildiğinden bu yana davanın derdest olması ve dokuz yıl boyunca, milletvekilliği sona erene kadar da bu şekilde devam etme olasılığı şöhretine ve siyasi kariyerine gölge düşürmüştür.

Sonuç: Mevcut davada, başvuran tarafından görülmüş olabilecek herhangi bir zararın değerlendirilmesinde, tartışma konusu gecikmenin dokunulmazlığın kaldırılması talebinin incelenmesi için meclis uygulamasının aldığı süre olup ceza davasının tamamlanması için harcanan süre olmadığı akılda tutulmalıdır. Mevcut davada, başvuranın milletvekilliği sona erdikten sonra davasının hakkaniyete uygun olarak görülmeyeceğini düşünmek için hiçbir gerekçe yoktur.

Meclis uygulamasının, bilhassa suçlanan tüm kişiler için geçerli olan masumiyet karinesi üzerinde bir etkisi olmadığı gibi söz konusu ihtimal üzerinde de olumsuz bir etkisi yoktur. Meclis organları tarafından bu bağlamda alınan kararların cezai veya baskıcı bir amaç izlemediği; esas itibarıyla milletvekillerine zarar getirmeyi değil onları korumayı amaçladığı göz ardı edilmemelidir.

Mevcut davada, cezai davanın meclis uygulaması tarafından engellenmesi geçici olmakla beraber Meclis, esas itibarıyla, adaletin işleyişine hiçbir şekilde müdahale etmemektedir.

Bu davada, Meclis’in başvuranın dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki talebini incelerken değerlendirdiği tek husus dava için geçici bir engel oluşturan dokunulmazlığın hemen mi yoksa başvuranın meclis görevinin sona ermesiyle birlikte mi kaldırılmasının uygun olacağı olarak gözükmektedir. Dolayısıyla, Meclis uygulamasının etkisi adaletin işleyişine müdahale etmek veya katılmak değil; sadece adaletin işleyişini ertelemektir.

Başvuranın, hakkındaki davanın itibarını lekelediği yönündeki iddiaları hususunda, AİHM, resmi bir suçlamada bulunulduğu an böyle bir zararın ortaya çıkmasının doğal olduğunu belirtmiştir. Ancak, mevcut davada, AİHM, başvuranın onur ve itibarının masumiyet karinesi ile korunduğu konusunda şüphe duymamaktadır.

Tartışma konusu dokunulmazlık, süre açısından sınırlı olması ve belirli kurallara tabi olması nedeniyle sadece ceza davasına geçici ve usulü bir engel oluşturmakta ve hiçbir şekilde başvuranın davasının görülmesi ihtimalini engellememektedir.

Ancak, hukukun üstünlüğü ilkesinin gerekleri göz önüne alındığında, başvuranın durumunda geçerli olan dokunulmazlık türü, Meclis bütünlüğünü ve muhalefeti korumak şeklindeki amacın meşruluğu nedeniyle geçerlidir. AİHM, başvuranın dokunulmazlık hakkından feragat edememesinin söz konusu meşru amaçlar kapsamına girdiğini kabul etmektedir. Bu bağlamda, başvuranın kişisel feragati Millet Meclisi’nin kararının yerine geçemez.

Son olarak, cezai suçlamalar hususunda – özellikle de taraflar üzerinde geri dönüşü olmayan zarar verici etkileri olmadığı sürece – bir karar çıkması hakkı kesin olmadığı için AİHM, mevcut dava koşullarında, başvuranın milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmamasının, başvuranın mahkemeye başvurma hakkına, izlenen meşru amaçla orantısız olacak şekilde zarar vermediği kararını vermiştir.

  1. SONUÇ

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 27. Dönem Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde düzenlenen “iftira”, 216. maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarını işlediğine dair 2020/41182-2020/160, 2020/54590-2020/162 ve 2020/23875-2020/161 numaralı soruşturma fezlekeleri tanzim edilmiştir.

Fezlekeler incelendiğinde Milletvekili Engin ÖZKOÇ’a isnat edilen suçların her birinin düşüncenin açıklanması hareketiyle işlenebileceği dikkat çekmektedir. Her ne kadar Milletvekili Engin ÖZKOÇ’a isnat edilen fiiller nedeniyle Milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması talep edilmiş olsa da Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un düşünce açıklaması kapsamında kalan fiilleri mutlak yasama sorumsuzluğu kapsamında kalmakta ve yargılanabilmesi engellemektedir. Buna karşılık Milletvekili Engin ÖZKOÇ’un aynı şekilde korumasından yararlandığı yasama dokunulmazlığının kaldırılarak yargılanmasının önünün açılması ise Anayasa’nın açık hükmünün etrafından dolanmaktır.