ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİ VE BUNA DAYALI MURİS MUVAZAASI Av. Murat TEZCAN – Stj. Av. Rümeysa KARCI

Tarafından gönderildi: CBT Hukuk Kategori: Makaleler

 

  1. TÜRK HUKUKUNDA ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİ

a.Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Niteliği

Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu 611 vd maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunda yapılan tanıma göre; ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, kanunda yapılan tanım ışığında, tam iki tarafa borç yükleyen, rızai ve sürekli borç doğuran bir sözleşmedir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım alacaklısının edimini ölüme bağlı tasarrufla yerine getirip getirmemesine göre farklı hükümlere tabi kılınmaktadır. Şöyle ki, bakım alacaklısı edimini ölüme bağlı tasarrufla yerine getiriyorsa miras hukuku niteliğinde iken; bakım alacaklısı edimini sağlararası bir işlemle ifa ediyorsa borçlar hukuku nitelikli bir sözleşme niteliğindedir. [1]

Borçlar Hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesinde, bakım borçlusu diğer tarafa bakmayı borçlanırken, bakım alacaklısı ise sözleşmeye dayanarak hayattayken mal varlığının tamamını veya bir kısmını, bir alacağını, mal varlığındaki bir değeri veyahut kullanım hakkını devretmeyi üstlenir. Bakım alacaklısı borcunu sağlararası tasarrufla ifa eder. Borç bir alacak ise alacağın temliki; bir taşınır ise malın teslimi ve bir taşınmazın devri ise taşınmazın tescili gerekir. [2]

Miras hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesi ise Türk Borçlar Kanunu 611/2 maddesinde düzenlenmiştir. Şayet bakım alacaklısı, bakım borçlusunu bir miras sözleşmesi ile mirasçı olarak atamışsa veya bakım borçlusuna belirli mal vasiyet etmişse miras hukuku nitelikli bir ölünceye kadar bakma sözleşmesi söz konusudur.

  1. Şekli ve Geçerlilik Koşulu

Türk Borçlar Kanunu 612. Maddesinde ölünceye kadar bakma sözleşmesinin şekli düzenlenmiştir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atamasını içermese bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. Nitekim, bu husus Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 1952/4 E. 1952/5 K. Sayılı kararında ‘’Kanun ölünceye kadar bakma akti için sadece resmi şekil mecburiyeti vazetmekle iktifa etmiyerek mukaveleyi tanzim edecek resmi memurları tayin ve tadat etmiştir. Kanunun bu sarih hükümlerine göre Sulh Hakimleriyle Noterler birinci derecede ölünceye kadar bakma mukavelelerini tanzime salahiyetlidirler. Noter Kanununun kırkdördüncü maddesinin M bendiyle de Noterlerin bu hususdaki salahiyetlerine ayrıca işaret edilmiştir.’’[3] şeklinde hükme bağlanmıştır. Ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 2008/14-70 E. 2008/104 K. Sayılı kararında ‘’Kaynağını Borçlar Kanununun 611. ve devamı maddelerinden alan ölünceye kadar bakım sözleşmeleri, anılan kanunun 612. ve Türk Medeni Kanununun 545. maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir. Resmi şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulması mümkün değildir’’ şeklinde hüküm kurarak kanuni şekle uyulmadan yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayanarak tapu iptali ve tescili yapılamayacağına hüküm kurmuştur. Miras sözleşmesinin geçerli olabilmesi için ise resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Sözleşmenin tarafları, arzularını resmî memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar. Resmi vasiyetnamenin düzenlenme şekli Türk Medeni Kanunu 532. maddesinde ‘’ Resmi vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmi memur tarafından düzenlenir. Resmi memur, sulh hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabilir.’’ şeklinde düzenlenmiştir. Fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okuryazar olmayanlar, mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri resmi vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar.

Türk Borçlar Kanunu 612/2’ye göre, bakım borçlusu, Devletçe tanınmış bir kurum ise adi yazılı şekil yeterlidir. Ancak Devletçe tanınan bir kurum bakım alacaklısı tarafından mirasçı olarak atanmışsa miras sözleşmesi resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmek zorundadır.

Miras sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı olmamak gerekir. Bu sebeple kısıtlılar ve ayırt etme gücüne sahip küçükler borçlar hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesini yasal temsilcilerinin onayını veya iznini alarak yapabilirler iken; miras hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesini bu izni veya onayı alsalar dahi yapamazlar.

Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle taahhüt ettiği taşınmazın   temlikini  veya taşınmaz üzerinde ayni hak kurmayı Tapu Kanunu 26. maddesinde düzenlenen şekilde yapmak zorundadır.

Çeşitli kanunlarda düzenlenen bu şekil şartlarına uyulmadan yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, geçersizlik yaptırımı ile karşı karşıya kalacaktır.  Ancak bazı durumlarda şekil eksikliği bulunsa bile tarafların veya onların külli haleflerinin şekil eksikliğini ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanılmasını teşkil eder. Bu husus her somut olayda ayrıca ele alınıp değerlendirilmelidir. Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 5.6.1957 tarihli 1953/13 E. 1957/20 K. sayılı kararında  ‘’Borçlar Kanununun 512 inci maddesi ölünceye kadar bakma aktinin miras mukavelesi şeklinde yapılması lazım geldiğini kabul etmiştir. Binaenaleyh, kaideten, bu şekle riayet edilmedikçe ölünceye kadar bakma akti muteber olmaz; ve yine kaideten bir davada ölünceye kadar bakma aktinin kanunun tayin şekilde yapılmadığını ileri sürmek de hakkın suistimali telakki edilemez. Ancak; Hukuk Heyeti Umumiyesinin 11/3/1953 tarih ve 2/127-18 sayılı kararında da tebarüz ettirildiği gibi ölünceye kadar bakma aktinin icaplarını senelerce yerine getiren borçlu aleyhine, alacaklının ölümünden sonra mirasçıları tarafından şekil noksanına dayanılarak aktin batıl olduğuna karar verilmesi talebiyle açılacak bir davada eşkil noksanının ileri sürülmesinin hakkın suistimali diye kabulü caiz ve doğru olabilir. Bunun aksine olarak, mesela çok yüksek değerdeki bir gayrimenkulünü kendisine ölünceye kadar bakılması kaydıyla bir başkasına temlik eden bir şahsın; temlik tarihinden çok kısa bir zaman mesela, bir iki ay sonra ölmesi halinde mirasçılarının şekil noksanını ileri sürerek dava açmalarının hakkın suistimali diye kabulü caiz ve doğru olamaz. Şu hale göre : ölünceye kadar bakma aktinde alacaklının ölümünden sonra mirasçıları tarafından şekil noksanı ileri sürülerek açılacak davalarda şekil noksanının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması demek olup olmayacağı hususunda daire kararları ile Hukuk Heyeti Umumiyesi kararları arasında herhangi; bir mübayenetten de bahsedilemez. Netice; Ölünceye kadar bakma akdinin alacaklısının ölümünden sonra mirasçılarının şekil noksanına dayanarak, aktin batıl olduğuna karar verilmesi talebiyle, açacakları davada şekil noksanının ileri sürülmesinin hakkın suistimali olup olmayacağı hususunda Birinci, ikinci Hukuk Daireleri ve Hukuk Heyeti Umumiyesi kararları arasında mübayenet olmadığına ve bu itibarla da içtihatların birleştirilmesine mahal bulunmadığına’’  şeklinde hükmetmiştir.

 

  1. Tarafların Yükümlülükleri

İki tarafın üstlendiği borçlara değinmek gerekirse; bakım alacaklısı, sözleşme ile belirlenen mal varlığının tamamını veya bir kısmını ya da tek bir malı devretmeyi üstlenmektedir. Bakım alacaklısının devir borcu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadığı durumlarda sözleşmenin kurulmasıyla birlikte muaccel olmaktadır. Bakım alacaklısının devir borcu Türk Borçlar Kanunu 146. Maddesi gereğince 10 yılda zamanaşımına uğramaktadır. [4]  Bakım alacaklısının belirlenen malvarlığını derhal devretmesi durumunda bakım borçlusu karşısında zayıf durumda kalacağı şüphesizdir. Nitekim, Türk Borçlar Kanunu  613. Maddesinde de bu husus göz önüne alınmış, bakım alacaklısının ilgili taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahip olacağı düzenlenerek bakım alacaklısının bakım borçlusunun karşısında zayıf duruma düşmesi bir nebze de olsa önlenmeye çalışılmıştır.

Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla birlikte bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür.  Bakım borçlusu  sözleşme ile, Türk Borçlar Kanunu 614. Maddesinde belirtildiği üzere, özellikle uygun gıda ve konut sağlamayı, hastalığında gerekli özenle bakmayı ve onu tedavi ettirmeyi üstlenmektedir. Bakım borçlusunun, borcunu yerine getirmediğini yalnızca bakım alacaklısı ileri sürerek sözleşmeyi feshedebilir. Bakım alacaklısının mirasçılarının bu yöndeki talepleri dinlenemez. Nitekim, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 20.3.2019 tarihli 2016/6818 E. 2019/2036 K. sayılı kararında ‘’Dava, bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Her ne kadar davacılar dava dilekçesinde davalının bakım borcunu yerine getirmediğini ileri sürmüşlerse de bu hak bakım alacaklısına ait olup mirasçılar tarafından ileri sürülen bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasının dinlenebilme olanağı yoktur. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.‘’ şeklinde hüküm kurmuştur. Değinilen içtihattan da anlaşılacağı üzere, mirasbırakanın sağlığında bakım borcunun yerine getirilmediğine dair iddiası bulunmadığında mirasçılarının bu konudaki iddiaları dinlenemez.

  1. Sözleşmenin Sona Ermesi

   d.a. Taraflardan Birinin Ölmesi Durumunda

Bakım alacaklısının ölmesi durumunda, sözleşme doğası gereği sona ermektedir. Ancak bakım borçlusunun ölmesi durumunda Türk Borçlar Kanunu 618. Maddesiyle birlikte özel bir düzenleme getirilmiştir. İlgili maddeye göre, bakım borçlusunun ölmesi durumunda bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası halinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir. Görüldüğü üzere, bakım borçlusunun iflası durumu sözleşmeyi sona erdiren sebepler arasında sayılmıştır. Bakım alacaklısı bu durumda borçlunun bakım borcunu para borcuna dönüştürülmesini isteme hakkına sahiptir. [5]  Bakım alacaklısı bu maddedeki hakkını kullanmayıp, sözleşmeyi mirasçılar ile devam ettirmek isterse, ölen bakım borçlusunun mirasçıları sözleşmenin tarafı haline gelirler ve bakım gözetim edimlerinden bakım alacaklısına karşı Türk Medeni Kanunu 641/1 maddesi gereği müteselsil olarak sorumlu olurlar. Bu sorumluluk Türk Medeni Kanunu 681. maddesi gereğince beş yıl süre ile sınırlandırılmıştır. [6]

               d.b.  Bakım Borçlusunun İflası Durumunda

Bakım borçlusunun iflası hâlinde bakım alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı, iflas masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder.Bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere, üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülmekte olan hacze katılabilir. Bakım borçlusunun iflası durumunda sözleşme geleceğe etkili olarak sona erer, bu sebeple tarafların yerine getirdikleri edimler geçerliliklerini korurlar.

Bakım alacaklısının alacağı, öncelikli alacaklardan değildir. Ancak devredilen taşınmaz bir rehinle temin edilmişse bakım alacağı önceliğe sahiptir.

              d.c. Önel Verilmek Suretiyle Fesih

             Taraflardan birinin önel vermek suretiyle sözleşmeyi feshetme yetkisi yalnız ölünceye kadar bakma sözleşmesi Borçlar hukuku nitelikli ise söz konusudur. Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır. Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen sürede ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek, denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.

Kanun önel verilerek fesih yapılabilmesi için önemli ölçüde oransızlık şartını aramaktadır. Ancak ölünceye kadar bakma sözleşmesi talih ve tesadüfe bağlı bir sözleşme olduğu için, sözleşmenin yapısı gereği taraflar arasında bir eşitsizliği barındırır. [7]  Türk Borçlar Kanunu madde 616’da belirtilen oransızlık sözleşmenin yapısından kaynaklanan oransızlık değil, sözleşmenin kurulduğu tarihte edimler arasındaki oransızlıktır. Edimler arasındaki oransızlığın tespitinde sözleşmenin kurulma tarihi esas alınır. Önemli ölçüde oransızlığın belirlenmesinde, ilgili sosyal güvenlik kurumu tarafından, bakım borçlusuna verilen karşı edimin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır. Bakım alacaklısının devretmiş olduğu malvarlığı değerinin anapara değerine sosyal güvenlik kurumunca bağlanacak irat belirlenip, bakım borçlusunun bakım alacaklısının olası yaşam süresi boyunca yerine getireceği bakım ve gözetim edimlerinin para değeri belirlenerek iki değer arasında belirli eşitsizliğin bulunması halinde, oransızlığın kabulü gerekir.[8]

 

                  d.d. Önel Verilmeksizin Fesih

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin önel verilmeksizin feshi Türk Borçlar Kanunu 617. maddesinde düzenlenmiştir. Önel verilmeksizin fesih kanunda ‘’ Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur. Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.’’ şeklinde düzenlenmiştir.

TBK 617. maddesine istinaden, önel verilmeksizin fesih hakkının tanınması için gereken sebepler : Borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamının çekilmez hale gelmesi, sözleşmenin  devamının imkansız hale getirilmesi veya sözleşmedeki edimlerin yerine getirilmesi aşırı derecede güçleşmesidir. Bu durumlardan biri ortaya çıktığında taraflardan biri önel vermeksizin sözleşmeyi feshedebilecektir. Sözleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkar. Böylece tarafların geri verme yükümlülükleri doğar. Geri verme borcu kapsamında ilk olarak bakım alacaklısı, bakım borçlusunun dönme anına kadar yerine getirdiği bakım ve gözetim edimlerinin parasal değerini ona vermelidir.[9] Ayrıca  taraflardan biri kusuruyla bu sebeplerden birine yol açmışsa, sözleşmeyi fesheden taraf, iade ile birlikte tazminat da  talep edebilecektir.

Hakim tarafından TBK madde 617’ye göre fesih sebepleri yerinde görülmezse taraflardan birinin isteği veya hakimin resen kararı ile bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlanmasına karar verebilir. Bakım borçlusunun yükümlü olduğu bakım ve gözetim edimlerinin ömür boyu gelire dönüşmesi ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi sona ermemektedir. Bu nedenle bakım alacaklısının bakım borçlusuna vermesi gereken karşı edimin ifası gerekmektedir. Bakım borçlusunun ise borcu devam etmekte ancak şekil değiştirmektedir. Bakım borçlusunun yükümlü olduğu edim, bakım borçlusunun yerine getirmiş olduğu karşı edimin değerine, sosyal mevkiine ve hakkaniyete göre belirlenir.[10]

Türk Borçlar Kanunu 617. maddeye göre fesih hem borçlar hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde hem de miras hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesinde mümkündür.

d.d.a Miras Hukuku Nitelikli Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine Özgü Sona Erme Sebepleri

Miras hukukuna tabi ölünceye kadar bakma sözleşmesinde de MK madde 546/2 mirasçılıktan çıkarma hükmü uygulanır. Bu maddeye göre “Miras sözleşmesiyle mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişinin, miras bırakana karşı miras sözleşmesinin yapılmasından sonra mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan davranışta bulunduğu ortaya çıkarsa; miras bırakan, miras sözleşmesini tek taraflı olarak ortadan kaldırabilir.” Bu madde de belirtilen mirasçılıktan çıkarma sebepleri ise MK madde 510’da sayılmıştır. Bu maddelere göre, miras hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusu bakım alacaklısına karşı mirasçılıktan çıkarmaya sebep olabilecek bir davranışta bulunması durumunda sözleşmeyi feshedebilecektir. Mirasçılıktan çıkarma sebeplerinin bakım alacaklısına değil de bakım alacaklısının yakınlarına karşı işlenmesi durumunda, MK madde 546/2 uygulanamayacaktır. MK madde 510’da sayılan sebeplerin bakım alacaklısının aile üyelerine karşı işlenmiş olması durumunda TBK madde 617’ye göre haklı sebeple önel vermeksizin sözleşmeyi feshedebilir . Mirasçılıktan çıkarmaya sebep olan davranışların bakım alacaklısına karşı işlenmesi durumunda bakım alacaklısı, vasiyetnameler için kanunda öngörülen şekillerden biriyle tek taraflı olarak sözleşmeyi sona erdirebilir.[11]

  1. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali ve Tenkisi

Türk Borçlar Kanunu 615. maddesinde düzenlendiği üzere, bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler. Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir. Mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma hakları saklıdır.

İlgili maddeden görüldüğü üzere, madde yalnızca nafaka alacaklıları yönünden iptal talebini düzenlemiştir. Ancak, son fıkrasında belirttiği üzere mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma hakkını da saklı tutulmuştur.

  1. ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİNE DAYALI MURİS MUVAZAASI DURUMU

Yukarıda değinildiği üzere, Türk Borçlar Kanunu 615. maddesi son fıkrası uyarınca mirasçıların, ölünceye kadar bakma sözleşmesine karşı iptal ve tenkis davası açma hakları saklıdır. Esasen, ölünceye kadar bakma sözleşmesi  niteliği itibariyle ivazlı sözleşme niteliğindedir, dolayısıyla tenkise tabi kılınamaz. Ancak yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, muris muvazaası söz konusu ise mirasçılar muris muvazaasına dayalı tapu iptali davası açabileceklerdir.

Genel olarak  muvazaa, bir hukuki ilişkinin taraflarının gerçek iradeleri ile ortaya koydukları beyanları arasında kasten ortaya çıkardıkları uyuşmazlıktır. Muris muvazaasında bu durumun yansıması; murisin gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı Tapu Sicil Memurluğu önünde satış veya makalemize konu olan ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile diğer tarafa temliki ile gerçekleşmektedir.

Muris muvazaasından bahsedebilmek için gereken koşulları şu şekildedir:

  1. Görünüşteki gerçeğe uygun olmayan işlem : Bu işlem, bağış iradesini gizlemek amacıyla yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satış işlemidir.
  2. Muvazaa anlaşması: Tarafların asıl iradelerini gizlemek amacıyla yaptıkları işlemin gerçekte hiçbir sonuç doğurmayacağına dair anlaşmadır. Görünürdeki sözleşme resmi şekle tabi olsa dahi muvazaa anlaşması adi yazılı şekilde veya sözlü olarak yapılabilir.
  3. Mirasçıları aldatma amacı : Muris ile diğer taraf ölünceye kadar bakma sözleşmesini akdederken mirasçıları aldatma kastı içinde olmalıdırlar.
  4. Gizli sözleşme: Görünüşteki işlemle gizlenmeye çalışılan, tarafların asıl iradelerini yansıtan işlemdir. Muris muvazaasında gizli sözleşme/işlem genellikle bağış sözleşmesidir.

Muris muvazaasının ileri sürüldüğü durumlarda nedeni ve dayanağı olan hukuksal işlem veya sözleşmenin yapılması konusunda tarafların gerçek irade ve arzularına uygun düşen karşılıklı irade açıklaması mevcut olmadığı, açıklama tarafların asıl arzularına ters düştüğü böylece sağlıklı bir hukuki muamele olmadığı için gerçeğe uymayan bir görüntüden öteye gitmeyen el değiştirmenin geçersiz sayılması zorunludur. [12]

Muris muvazaasından zarar gören mirasçılar, herhangi bir zaman sınırına tabi olmaksızın tapu iptali ve tescili davası açabilirler. Zarar gören mirasçıların muris muvazaasından kaynaklanan tapu tescili iptali davasını açabilmelerinin öncelikli şartı kaçırılmak istenen malvarlığı değeri tapuya kayıtlı bir taşınmaz olmalıdır. Muris muvazaasından kaynaklanan tapu iptali ve tescili davasında davalılar muvazaa ile kazanım elde etmiş kişiler olurken, bu davalarda yetkili ve görevli mahkeme muvazaaya konu olan taşınmazların bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesidir.

Muris muvazaasından kaynaklanan tapu iptali ve tescili davalarında davacı taraf muvazaanın varlığını ispatla yükümlüdür. Yargıtay, muris muvazaasının ispatı için şu hususların incelenmesi gerektiğini içtihat etmiştir:

  • Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri
  • Toplumsal eğilimleri,
  • Olayların olağan akışı,
  • Miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,
  • Davalı yanın alış gücünün olup olmadığı
  • Satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark,
  • Taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki.[13]

Sayılan bu hususlar incelenerek murisin asıl iradesi tayin edilecek, tayin edilen irade mal kaçırma saikiyle taşınmazın temlikini işaret ediyorsa mirasçıların tapu tescil iptali talebi kabul edilebilecektir.

Son olarak,  muris muvazaasına ilişkin temel alınan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 01.04.1974 tarihli ½ sayılı kararı incelemek gerekirse; ilgili kararda ‘’ Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla; tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malını, gerçekte bağışlamak istediği halde, Tapu Sicil Memuru önünde iradesini satış biçiminde açıkladığının gerçekleşmiş olması durumunda, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılarının, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507. ve 603. maddelerininin sağladığı haklara etkili olmayacağına Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 1.4.1974 günlü ikinci toplantısında oyçokluğuyla karar verildi.’’ şeklinde hüküm kurulmuştur.

Karara göre muris muvazaasından bahsedilebilmesi için, öncelikle devredilen mal varlığının tapuya kayıtlı bir taşınmaz olması ve  miras bırakanın asıl saiki mirasçılarından mal kaçırmak iken bu saiki satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesinin arkasına gizlemiş olması gerekir. Muris muvazaası söz konusu ise saklı paylı olsun olmasın tüm mirasçılar zamanaşımı süresi olmaksızın tapu sicilinin düzeltilmesi davası açabileceklerdir. Yargıtay 22.05.1987 tarihli ⅘ tarihli kararında 74 tarihli karar aynen benimsenmiş, buna ek olarak mirasçıların muvazaa nedeniyle tapu sicilinin düzeltilmesi davası yanında kademeli olarak tenkis davası da açabileceklerine hükmetmiştir. [14] 

 

  1. SONUÇ

Ülkemizde, ölünceye kadar bakma akdi çoğu zaman diğer mirasçılardan mal kaçırma kastıyla yapılan bir akittir. Ölünceye kadar bakma akdinin muris muvazaası sebebiyle iptali istemli birçok dava ve içtihat bulunmaktadır. İçtihatlar incelendiğinde, her ne kadar muvazaanın ispatı zor olsa da , muris muvazaası durumunda Yargıtay birden fazla parametrenin incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Ayrıca, muris muvazaası iddiasında bulunan, kendisinden mal kaçırıldığını düşünen saklı paylı olsun olmasın bütün mirasçılar; iddialarını her türlü delille ispat edebilirler. Sağlanan bu ispat kolaylığı  gözetildiğinde kendilerinden mal kaçırıldığını düşünen mirasçıların, kanaatimizce muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescili davası açarak hakkaniyetli bir çözüme ulaşmalarının yolu açılmıştır.

 

[1]SÜTÇÜ, N.,Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi ve Muris Muvazaası, Bursa Barosu Dergisi, Sayı: 96, 2016, sayfa 97-111,

[2] TEKDOĞAN, A., Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 155, Temmuz 2019, Sayfa: 1424-1435

[3]http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/dsp.php?fn=ibgk-1952-4.htm&kw=%27%27%C3%B6l%C3%BCnceye+kadar+bakma+akdinin+%C5%9Fekli%27%27#fm

[4]  AKİPEK ÖCAL, Ş., Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 1, Haziran 2018, Sayfa: 83-91

[5] AKİPEK ÖCAL, Ş., Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 1, Haziran 2018, Sayfa: 83-91

[6]  TEKDOĞAN, A., Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 155, Temmuz 2019, Sayfa: 1424-1435

[7]  Akartepe, 2010, s. 163; Dündar, s. 118; Şahin, T., s. 194; Tunçomağ, 1959, s.136

[8] Akartepe, 2010, s. 166; Bilge, s. 436; Dündar, s. 120-121; Şahin, T., s. 195; Tunçomağ, 1959, s.138

[9] Oser/Schönenberger, Art. 526, N. 8; Stofer, s. 760; Serozan, s. 378; Akartepe, s. 149-150

[10]  Akartepe, 2010, s. 154; Dündar, s. 116

[11] AKOL AKKAN, Teslime, Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi, KTO Karatay Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ,Konya, 2019

[12] ÖZUĞUR, ALİ İHSAN, Tenkis, Muvazaa, Mirasta İade Davaları, Adil Yayınevi, s.868, Eylül 1999

[13] Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas: 2014/13646 Karar: 2016/7049 Karar Tarihi: 09.06.2016

[14] HATİPOĞLU, Z. U., Yargıtay İçtihatlarına Göre Muris Muvazaasında Miras Bırakanın Asıl İradesinin Tayini, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 36, Mayıs 2017, Sayfa: 109-135