İrtifak Yoluyla Kamulaştırmasız el atma nedir?

Tarafından gönderildi: CBT Hukuk Kategori: Makaleler

KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA NEDİR?

Kamulaştırmasız el atma, idarenin Anayasanın 46. Maddesinde ve ilgili kanunlarda gösterilen usule uymaksızın ve bedeli nakden peşin olarak ödemeksizin bireylerin özel mülkiyet haklarına müdahale etmesidir. Bu yönüyle kamulaştırmasız el atma, yasal dayanağı olmayan ve mülkiyet hakkının özüne dokunan bir işlemdir.  Kamulaştırma hukukunda esas olan idarenin kamu yararının gerektirdiği durumlarda Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi ile özel mülkiyete tabi bir taşınmaz üzerinde bedeli mukabilinde mülkiyet hakkı elde etmesidir. Kamulaştırmasız el atmada da idarenin kamu yararının gerektirdiği durumlarda özel mülkiyete tabi bir taşınmaz edinmesi söz konusudur ancak burada idare tarafından usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi gerçekleştirilmemektedir. Kamulaştırmasız el atma halinde kamu kurumu, Kamulaştırma Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olmaktadır. Bu durumda açılacak dava ‘’ mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini ‘’ davasıdır. [1]

İdarenin özel mülkiyete tabi taşınmaza eylemli olarak el koyması ve malikinin kullanımını yasaya aykırı şekilde tamamen ve kalıcı olarak ortadan kaldırması halinde kamulaştırmasız el atma söz konusu olur. Bunun yanı sıra idarenin eylemde bulunmayarak pasif ve suskun kalmak, işlem tesis etmemek suretiyle taşınmaza müdahale etmesi de kamulaştırmasız el atma olgusunun varlığını göstermektedir. Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 2010/5-662 E., 2010/651 K. Sayılı, 15.12.2010 tarihli kararında da uzun yıllar programa alınmayan imar planını fiilen hayata geçirmeyen idarenin pasif ve suskun kalmak suretiyle özel mülkiyete tabi taşınmaz eşyaya müdahale ettiği ve kamulaştırmasız el attığı kabul edilmiştir.

İRTİFAK YOLUYLA KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA NEDİR?

Anayasa’nın “Kamulaştırma” kenar başlıklı 46. maddesi uyarınca “Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 6487 sayılı Kanunla değişik geçici 6. maddesi de irtifak hakkı tesis emek suretiyle kamulaştırma yapılabileceğini düzenlemiştir. İlgili kanun hükmü, “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır.” Biçiminde kaleme alınmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin 2013/3578 başvuru numaralı ve 25.2.2015 karar tarihli kararında da belirtildiği üzere, “Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 46. maddesine göre özel mülkiyetteki bir taşınmaz kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması halinde gerçek karşılığı peşin ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla kamulaştırılarak kamu hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak kamu yararı amacıyla kullanımı sınırlandırılabilir.”

İRTİFAK HAKKI HANGİ DURUMLARDA KURULUR?

İrtifak hakları, ihtiyaç duyulan taşınmazın mülkiyetinin devralınmasına gerek duyulmadığı durumlarda taşınmazın belirli bir kesiminde kullanma, yararlanma yetkisine sahip olmak için tesis edilmektedir. Sınırlı ayni haklardan olan irtifak hakkı şu durumlarda kurulur: bir binada oturma yetkisinden yararlanılmak istendiğinde oturma hakkı, bir taşınmazda yapı yapmak ve bu yapıya malik olunmak istendiğinde üst hakkı, bir kaynaktan su alınmak istendiğinde kaynak irtifakı, bir taşınmazın üzerinden geçme yetkisinden yararlanılmak istendiğinde geçit hakkı kurulur.

İdare tarafından irtifak kamulaştırmasına en sık başvurulan durum taşınmaz üzerinden enerji nakil hatlarının geçirilmesi yetkisinden yararlanabilmek hakkındadır. Bu durumlarda taşınmazın tamamen kamulaştırılmasına gerek olmadığından idare lehine taşınmaz üzerinden enerji nakil hattı geçirilmesi amacıyla irtifak hakkı tesis etmek sıklıkla tercih edilmektedir.

İRTİFAK YOLUYLA KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVASINDA GÖREVLİ YARGI KOLU VE MAHKEME NERESİDİR?

Kamulaştırmasız el atma olgusu fiili ve hukuki el atma olarak iki şekilde söz konusu olabilir. Fiili ve hukuki el atma sonucu mülkiyet hakkı ihlali nedeniyle açılan davalarda görevli mahkemeler farklılık göstermektedir.

Fiili kamulaştırmasız el atma durumunda idare, herhangi bir yasal dayanak olmadan kişinin taşınmazına el atıp o kişinin kısmen veya tamamen kullanmasını engel olmaktadır. Bir kişinin taşınmazına eylemli olarak davalarında ise görevli yargı kolu adli yargı olup tazminat davaları asliye hukuk mahkemesinde görülmektedir. 11.02.1959 tarihli 1958/17 E. 1959/15 K. Numaralı İçtihadı Birleştirme Kararı görev konusuna yön vermiştir. İlgili karara göre “İstimlaksız el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır ve bu bakımdan dava, Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır ve bu bakımdan adliye mahkemesi vazifesi içindedir.

Uyuşmazlık Mahkemesinin 17/11/2014 tarih ve 2014/1005-1046 sayılı kararında yer alan, “ idarenin dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atmasından doğan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, taşınmazın üzerinden yol geçirilmesi ve fiilen kullanılması karşısında, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği anlaşılmaktadır.” şeklindeki görüşte de aynı hususların vurgulandığı görülmektedir.

6100 sayılı HMK’nın m.2 uyarınca “Dava konusu değer ve miktara bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.” Taşınmazın bedeli göz önünde bulundurulmaksızın kamulaştırılan taşınmazın bedel tespiti ve tescil davası asliye hukuk mahkemelerinde görülür.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu m.37, “Bu Kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür.” Hükmü ile görevli ve yetkili mahkemeyi düzenlemiştir. Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için uyuşmazlığın Kamulaştırma Kanunu’ndan doğması şarttır. Oysaki, kamulaştırmasız el atma davaları Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 16.05.1956 tarih be 1956/1-6 sayılı kararından doğmaktadır. Bu nedenle işbu davalar genel hükümlere tabidir ve basit yargılama usulü uygulama alanı bulmaz.

Hukuki el atma durumunda, idarenin imar planlarını filliyata geçirmemesinden kaynaklı olarak malikin taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının özüne dokunulmaktadır. İdarenin pasif ve suskun kalarak herhangi bir işlem tesis etmeyerek taşınmaza taşınmaza müdahale anlamına gelmektedir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 07.09.2016 tarihinde 6745 sayılı kanun ile getirilen ek madde 1 düzenlemesi uyarınca, “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkanları dahilinde bu taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her halde mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin yapılmaması halinde taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşma sürecini ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabilir. Kanun hükmünden açıkça anlaşılabildiği üzere hukuki el atmadan kaynaklanan davalarda idari yargı merciileri görevlidir.

hükmüyle görevli yargı kolunu idari yargı olarak düzenlemiştir. Bu düzenleme, maddenin 1. fıkrasında belirtilen 1956-1983 tarih aralığından bağımsız olarak ve tarih sınırlaması getirilmeksizin imar planlarından kaynaklanan hukuki el atmalarda uygulama alanı bulmaktadır.

İRTİFAK BEDELİ TAZMİNATI BELİRLEME ESASLARI

2942 sayılı kanun 11. Maddesinde kamulaştırma bedelinin tespitinde esas alınacak hususları belirtmiştir. Bu fıkraya göre bedel,  “15 inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonra taşınmaz mal veya kaynağın;

a)Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü.

c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d)Varsa vergi beyanını,

e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın (…) mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini.

g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, (…)resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kabul edilen değerleme standartlarına uygun, gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate alınmaz. Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde, bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma bedelidir.

Kamulaştırılan taşınmaza bedel tespiti bakımından belirtilen taşınmazın arazi, arsa, kat mülkiyetine tâbi bağımsız bölüm; arazi olması halinde tarla, çayır, bağ, bahçe; taşınmaz üzerinde yapı varsa bu yapının cinsi; bina olması halinde binanın ahşap, karkas, kârgir yapı, ev, otel, işyeri olması bedel tespiti açısından belirleyicidir.

Değer tespitinde en önemli ayrım “arsa-arazi” ayrımıdır. Kamulaştırma Kanunu’nda ise arsa ve arazi tanımı yapılmamıştır ancak 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 12. maddesinde bulunan düzenlemeye göre “Belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş arazi arsa sayılır. Belediye sınırları içinde veya dışında bulunan parsellenmemiş araziden hangilerinin bu kanuna göre arsa sayılacağı Bakanlar Kurulu kararı ile belli edilir.”

Emlak Vergisi Kanunu’nda belediye mücavir sınırları içinde bulunma unsuruna göre yapılan arsa-arazi ayrımına ilişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 17.04.1998 tarih, 1996/3E. 1998/1 K. Sayılı kararına göre “belediyece yapılan uygulama imar planı dışında ancak nazım imar planı içerisinde bulunan bir taşınmaz, kural olarak arsa sayılır. Ancak belediyelerce yapılan nazım imar planı içerisinde yer almakla birlikte yerleşim yerlerinin ve belediyece hizmet götürülen bölgelerin çok uzağında bulunan ve bölgedeki yerleşim yerinin genişliği ve nüfus artışı ile nüfus yoğunluğuna göre yakın zamanda iskâna açılması mümkün olmayan yerlerin ve sırf kamulaştırmayı sağlamak amacıyla nazım imar planı kapsamına alınan yerlerin arsa olarak değerlendirilmesi mümkün değildir ve bu gibi taşınmazlara arazi niteliği itibariyle değer biçilecektir.”

Ayrıca Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre köy yerleşim yerlerinde bulunan bu tür taşınmazları üzerinde bina bulunsun ya da bulunmasın arsa niteliğinde kabul etmemektedir.

Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinde de belirtildiği üzere arazilere net gelir metoduna göre, arsalara ise kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal taşınmazlarla yapılan karşılaştırmalara göre taşınmazın el atma tarihindeki nitelikleri değerlendirmeye alınarak davanın açıldığı tarihteki değeri tespit edilir. Taşınmazın bütününün tespitinde üzerinde kurulmuş irtifaka hakkı bedeli dikkate alınmayacaktır.

Belediye ve mücavir sınırlar içerisinde kalmasına rağmen madde 11’de sayılan objektif unsurlar göz önünde bulundurulduğu bazı durumlarda taşınmazların arsa vasfını taşıması hakkaniyetli sonuçlar doğurmayabilir. Örneğin, yerleşim merkezlerine uzak, ulaşım imkanları yeterli olmayan, belediye hizmetlerinden yeterli oranda yararlanmayan, imarlı bölgelere uzak taşınmazların arsa olarak değerlendirilmesi veya köy yerleşim yerinde bulunan taşınmazlar arsa sayılmamakla birlikte arazi olarak değerlendirilmeleri de adalete uygun düşmeyecektir.

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 2003/6050 E. 2003/7954 K. numaralı “Kamulaştırma Yasasının 11. maddesinin son fıkrası hükmüne göre kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde kamulaştırma bedeli, bu kamulaştırma nedeniyle taşınmazda oluşacak değer düşüklüğüdür. Başka bir deyişle taşınmazın kamulaştırma öncesindeki değeri ile irtifakın geçmesinden sonraki değeri arasındaki fark kamulaştırma bedelidir.

Kurulan irtifaklar, taşınmazın büyüklüğü, üzerinde kurulan tesisin niteliği,  üzerinde bina veya muhdesat bulunması, geometrik durumu, üzerinde kurulan tesisin taşınmaz üzerindeki güzergâhı, hakkın süresi ve diğer durumlarda taşınmaz bedelinde farklı oranlarda değer kaybı ortaya çıkaracaktır.

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 2013/16714 E. 2014/3400 K. numaralı “Yargıtay uygulamalarında üzerinde irtifak hakkı kurulmuş olan taşınmazda bu irtifak nedeniyle oluşacak değer düşüklüğünün en fazla (taşınmazın cins ve niteliğine göre uygun kullanımını önemli ölçüde etkileyen özel bir durum yoksa) irtifaktan etkilenen alanın mülkiyet değerinin arazide %35’i, arsada ise %50’sioranında olacağı kabul edilmektedir. “ kararında ifade edildiği üzere Yargıtay’ın yaygın içtihadı, belirtilen oranlarda bedel kaybı üzerinden tazminata hükmedileceği yönündedir. (Ayrıca bkz. Yargıtay 18. HD: 2014/1156 E. 2014/5884 K.)

TMK 718. maddesindeki “Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar.” uyarınca, malikin kullanmasında yarar bulunmadığı durumlarda mülkiyet hakkının ihlali söz konusu olmayacaktır. İhlalin oluşmadığı ve irtifak hakkı tesisi dolayısıyla değer kaybı doğmadığı müddetçe kamulaştırma yoluyla irtifak bedeli tazminatı hakkı doğmayacaktır.

İRTİFAK KURMAK SURETİYLE KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVASINDA ECRİ MİSİL TALEP EDİLEBİLİR Mİ?

İrtifak kurmak suretiyle kamulaştırmasız el atma davasında ecri misil talep edilemez. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında irtifak kamulaştırmasının malikin gelir kaybına sebep olmayacağı kabul edilmiştir zira taşınmazın altında veya üstündeki hava sahasında yapılan faaliyetler malikin taşınmazdan elde edeceği gelirini etkilememektedir. Bu durumda geçmişe dönük gelir kaybı oluşmayacağından buna ilişkin olarak ecri misil tazminatı da talep edilemeyecektir. Bahse konu durum Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2015/20110 E. , 2016/8155 K. Sayılı kararında ‘’ Taşınmazlardan geçirilen enerji nakil hatlarının izdüşüm alanında davacının tasarrufunun devam ettiği gözetildiğinde bu kısımlar için ecrimisil karşılığına hükmedilmemesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru olmadığı gibi… ‘’ şeklinde ifade edilmiştir.

İRTİFAK HAKKI KURMAK SURETİYLE KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVASINDA HANGİ TÜR FAİZE HÜKMEDİLİR?

Kamulaştırmasız el atma davasında taşınmaz bedeline, dava tarihinden itibaren hüküm tarihine kadar yasal faiz işletilmektedir. Bahse konu yıllık yasal faiz oranı %9 dur. Kamulaştırmasız el atma davasında taşınmazın bedeline ilişkin olarak verilen kararın kesinleşmesiyle birlikte kesinleşen bu bedele takipten sonra kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faiz uygulanır.  Kamu alacaklarına uygulanacak bu yıl için belirlenen yıllık faiz oranı %16.8dir. Bu durum Anayasa’nın 46. Maddesinde ‘’… herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.’’ şeklinde ifade edilmiştir.

KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVALARINDA VEKALET ÜCRETİ

6487 sayılı kanunun 21. Maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. Maddesinin 7.fıkrasına göre 1956-1983 yılları arasında yapılan kamulaştırmasız el atma davalarında mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekalet ücretleri bedel tespiti davalarında öngörülen şekilde maktu olarak belirlenir.

Ancak aynı maddenin 13. fıkrası Anayasa Mahkemesi’nin 2013/95 E., 2014/176 K. Sayılı kararı ile iptal edilmiş ve iptal kararı 13 Mart 2015 tarihli resmi gazetede yayınlanmıştır.  İlgili fıkranın iptali ile 9.10.1956 ve 4.11.1983 tarihleri arası kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat davalarında harç ve vekalet ücretinin maktu olacağı ve 4.11.1983 sonrası el atamalar ile imar uygulamalarından doğan bedel -şuyulandırma bedeline itiraz, bedel artırım- davalarında harç ve vekalet ücretinin nisbi olacağı hükme bağlanmıştır.

Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davalarının konusu parayla ölçülebildiğinden bu tür davalarda nispi vekâlet ücretine; buna karşılık kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası, bir tespit davası niteliğinde görüldüğünden mahkeme tarafından maktu vekâlet ücretine hükmedilmektedir.

İRTİFAK HAKKI TAPUYA TESCİL EDİLİR Mİ?

Türk Medeni Kanuna göre irtifak haklarının kurulması için tapu siciline tescil şarttır. Bu durumda irtifak hakları açısından tescilin bildirici değil kurucu etkisi söz konusu olur. İrtifak haklarının tapuya tescil edilmesi gerekliliği, Tapu Sicil Tüzüğü’nde ise ‘’  İrtifak hakları, kütük sayfasında ayrılan özel sütununa tescil edilir.’’  şeklinde ifade edilmiştir. Kamulaştırma Kanunu’na göre idare, taşınmazın mülkiyetini kamulaştırmak yerine ihtiyacını karşılıyorsa irtifak hakkı kurmak suretiyle de kamulaştırma yapabilir. Bu durumda irtifak hakkı sicil dışı olarak kamulaştırma yoluyla kurulabilir fakat yine de lehine irtifak hakkı kurulan taraf idare de olsa söz konusu hakkın tapuya tescili gerekir. Bahse konu durumda tescilin bildirici etkisi söz konusu olacaktır. Tapu Sicil Tüzüğü’ne göre kişisel irtifak hakları, tapu kütüğünde ilgili taşınmazın kütük sayfası irtifak hakları sütununda mükellefiyet anlamına gelen ‘’m’’ harfi ile gösterilir. Taşınmaz lehine kurulan irtifak hakları, lehine irtifak hakkı kurulan taşınmazın kütük sayfasında hak anlamına gelen “h” harfi ile aleyhine irtifak hakkı kurulan yüklü taşınmazın kütük sayfasında ise, “m” harfi ile gösterilir.

İRTİFAK YOLUYLA KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVALARINDA ZAMANAŞIIMI

Kamulaştırmasız el atma davalarında zamanaşımı konusunda zaman içerisinde farklı yaklaşımlar benimsenmiştir.

Kamulaştırmasız el atma, 1956 tarihli İstimlak Kanunu ile hukuk düzenimize giren bir kavramdır. Bu kanundan önce uygulanan 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları Veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanunu 4. maddeye göre “Gayrimenkulün bedelini dava hakkı bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonra düşer.”hükmüyle 2 yıllık bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu kanunun ardından yürürlüğe giren 1956 tarih ve 6830 sayılı İstimlak Kanunu’nda ise kamulaştırmasız el koyma ile ilgili herhangi bir hüküm getirilmemiştir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 2013 yılında yürürlüğe konan geçici 6. maddesi uyarınca Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 1956-1983 yılları arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle açılan davalarda uzlaşma görüşmeleri dava şartı olarak düzenlenmiştir. İlgili kanun hükmüne göre herhangi hukuki veya fiili bir engel bulunmadığı takdirde uzlaşma görüşmeleri en geç altı ay içerisinde sonuçlandırılmalıdır. Görüşmeler sonucunda idare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde uzlaşma tutanağının tanzimi tarihinden itibaren üç ay içerisinde malik veya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir.

Aynı kanunun 38. maddesinde “Kamulaştırma yapılmış ancak işlemleri tamamlanmamış veya kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz malın malik, zilyet veya mirasçılarının taşınmaz mal ile ilgili her türlü dava hakkı 20 yıl geçmekle düşer ve bu süre taşınmaz mala el koyma tarihinden başlar” hükmüne yer verilmiştir. Ancak bu hüküm, Anayasa Mahkemesi tarafından 10.04.2003 tarihli kararı ile anayasaya aykırı bularak iptal edilmiş, iptal kararı 04.11.2003’te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin mülkiyet hakkını düzenleyen Ek-1 protokolüne Türkiye’nin taraf olması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargısını kabul etmesi karşısında ülkemizden bu maddenin mağduru olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan müracaatlar sonucunda devletin tazminata mahkum edilmesi neticesinde, ülkemizde yargı kararları ve yasal düzenlemelerle bireyin en temel haklarından birisi olan mülkiyet hakkının kutsal ve vazgeçilmez bir hak olduğu, bu hakkın ihlalinin ise korunamayacağı yönünde hükümler getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, iptal kararında 38’nci maddede yer alan 20 yıllık zamanaşımını, “Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının ZAMANÖTESI niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır” gerekçesini sunmuştur.

İptal kararı ile birlikte maliklere, malvarlıklarına kamulaştırmasız el atılması durumunda herhangi bir hak düşürücü süreye sahip olmadan dava açma imkanı tanınmıştır.

[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2010/5-662 E., 2010/651 K. Sayılı, 15.12.2010 tarihli karar